kerem onder

Bizi mimiksiz, ruhsuz ve duygusuz, robokop hocalarla karıştırmayın!

Biz maaşla çalışmıyoruz…


İlim, kapının önündeki araba demektir.

Onu kullanmadıkça ve sahibini bir yerlere taşımadıkça, araba hiçbir işe yaramaz.


Sohbet meclisine geldiğinde, varlık duygunu kapının dışında bırakmalısın!

Zira yıkanmak için banyoya girdiğinde, önce elbiselerini çıkarırsın…


Zayıf adamlarla yola çıkmayın!

Küçük bir zorlukta ya yolu satar ya da sizi…


İnsanlar, sorun çözen insanları çok severler.

Hele ki bu insanlar ücretsiz çalışıyorlarsa, bunlara duyulan muhabbet, aşka dönüşür.


Tarih boyunca Peygamberlerin, alimlerin ve mürşidlerin çokça sevilmesinin sebebi de budur…


İslam’ı doğru anlatıyorsan, iftira edenlerin çok olacaktır!

Yağmur duası ettiğinde, çamura alışmalısın…


Haşlanmış yumurtayı beş saniye elinde tutamayan adam; “Cehenneme girip çıkarız, ne olacak!” diyor!

Günahların zayıflattığı akıl, işte bu akıldır.


Sevdiğin adamı yetiştiren adamı da sevmeli değil misin?

Şiirler hep yağmuru anlatır ama asıl kahraman, yağmuru getiren buluttur.


Yükselmeye başlayınca, şunu ekran yazısı yap telefonuna!

“Hiçbir kariyer, cehenneme girmeye değmez.”


Facebook’un zekâtı İslam’a davettir.

Bu daveti yapmayanlar, boşa harcadıkları zamandan mesuldürler.


Düzeltemediğin birçok kötü huyun olabilir; bana yansıtma!

Kişi, insan olamasa da insan taklidi yapabilmeli!


Güneşin seçme şansı yok, her gün doğmak zorunda…

“Yarın doğmayacağım arkadaş, yoruldum, yeter yaa!” diyemez.

Fakat insanın iradesi ve seçme şansı var.

 

“Yarın sabah yeniden doğacağım, ama bu kez Allah’ın dinini yükseltmek için doğacağım” diyebilir…


Bir ağır ceza hâkimi de kanunları çiğnemekten korkar, sokaktaki simitçi de…

Ancak hâkim, suç ve ceza konusunda detaylara hâkim olduğu için, simitçiye nazaran korkuda yakîne ermiştir…

 

İşte bir alimin, bir avam yanındaki durumu da bunun gibidir!


Gece gece, hiç tanımadığı bir erkeğe usulca sokulan(!) bir kadın, bize ahlak öğretemez…


Bunların kızları baleye gider, oğulları piyanoya…

Bunlardan Fatih çıkmaz!


İlgi alanlarını seçerken çok titiz davranmalısın!

Zira gözler ve sözler ne ile meşgulse, kalp onu sever…


Şu kısa dünya hayatında önünde iki seçenek var:

Ya ot gibi gelir, saman gibi gidersin; ya da özel bir şeyler yapar, dini öğretir, iz bırakırsın…


Evde dizi izlerken ilim öğrenemezsin!

Eğitimsiz bir aklın teorik bilgilerine güvenemezsin!


Adama soruyorum, “Kardeşim niye flört yapıyorsun?”

“Biz ciddiyiz hocam” diyor!

Ciddi ciddi cehenneme gidiyorsunuz yani?..


Nevruz’da ateşin üstünden atlayan çekirge!

Ateşin içine atlıyorsun, haberin yok…


“Kalbin gözü kördür” sözü kısmen doğrudur.

Kör bir adamı nereye çağırırsanız oraya gelir; sese inanır…


İlimle tanışmayan ve İslam’ı öğrenmeyenler, körler mesabesindedirler!

Ya siz çağıracaksınız ya da şeytanlar…


Cam fanustaki bir balığa nasıl bakıyorsak, melekler de bize öyle bakıyor.

Balığın dünyası çok küçük ama akvaryumu çok büyük bir alem gibi görüyor.

Biz insanoğlunun dünyası da meleklerin dolaştığı alemlerin yanında işte bu kadar küçük işte…

Şimdi zenginlerin yeni eğlencesi karınca kolonisi satın almak oldu!

Cam fanus içindeki karıncalara tanrıcılık oynuyorlar.


Uyumasaydık ne olurdu?

Daha çok çalışırdık. Daha fazla görevimiz olurdu…

Uyku için gerekli olan iki şeyden uzak kalırdık aynı zamanda:

Karanlık ve sessizlik…

Hep bir koşuşturma ve telaş içinde olurduk; dinlenmeye ve kendimizi dinlemeye hiç fırsat bulamazdık…


Tebliğimizi yaparken nefsimizi karıştırmayacağız.

Tesiri olmaz sözlerimizin…

Bize ait olmayan dini anlatırken, egomuzu aradan çekeceğiz…

İslam’ın yükselmesi için konuşacağız; nefsimizin yükselmesi için değil!


Bu otobüs Allah’a gidiyor…

Bunun bir parçası ol da, hangisi olursan ol!

Direksiyon olamıyorsan, yedek lastik ol.

Motor değilsen, ayna ol.

Silecek değilsen, cam ol.

Yeter ki içinde ol…


Namaz yok, sohbet yok, zikir yok…

Bu ne özgüven?

 

Aşere-i mübeşşere misin 10 artı 1 misin sen?


Bir Müslümanı ölümle korkutmak, bir güvercini yükseklikle korkutmak gibi komik…


Hiçbir bâtıl din, tâbisini günde beş defa huzuruna çağırmaya cesaret edemez!


Hep telaşlısın…

Bi yerlere koşuyorsun ve bi şeylere yetişmeye çalışıyorsun. Ne zaman biraz durup ruhunu dinleyeceksin?


“Müslümanım ama şeriatı istemiyorum” demek,

“Fenerliyim ama şampiyon olmayı istemiyorum” demek gibi akıl dışı!


Bu sefer de kurbanınla beraber bir kötü ahlakını da kes!


Ahiretin para birimi sevaptır. Rusya’ya giderken Ruble biriktiren adamın, kabre doğru giderken sevap biriktirmemesi; geçici olan parayı kalıcı olan paraya tercih ettiği anlamına geliyor!


Sen bir çekirdek gibisin kardeşim…

Topraktan ayrılmamalısın ki bu sohbettir.

Suyu istemelisin ki bu feyizdir.

Güneşle konuşmalısın ki bu mürşiddir.

Toprağın, suyun ve güneşin olmazsa ne filizlenirsin, ne bir meyve verirsin!


Bir futbolcu için futbol topu neyse, bir Müslüman için de namaz odur!


Bugün dostunu selamdan unutma ki, kalbi sana soğumasın! Zira çay bile unutulduğunda soğur…


Osmanlı’nın yıkılışıyla, milletimizin bin yıllık hafızası alındı!

Bugün bu insanlara İslam’ı anlatmak, çölde limonata satmak gibi…

Geçmişi hatırladıkça, daha fazlasını talep ediyorlar.


Tedbir almamak, Allah’ı imtihan etmek demektir!

Yangın tüpünü köşeye koy, sonra Allah’a tevekkül et sen…


Şeytan, ağır siklettir.

İki tane Karate filmi izledin, iki sohbete gittin diye dayılanma!

Bilgisayar oyunu oynamıyoruz, adam gerçek!


“Benim cemaate ihtiyacım yok” diyen adam, tek başına futbol oynayan kimse gibidir.

 

Vur duvara gelsin!


“Namaza başladım hocam, şeytana vuruyorum kırbacı” dedi bitirim!

Hayır, hayır!

Sen böyle yapma; şeytana meydan okuma!

Akıllı bir çantacı, Muhammed Ali’yle boks maçına çıkmaz…


Dünya, çırpındıkça içine çeken bir bataklık gibi…

Sohbet sahilinde mangal keyfi varken, bataklıkta çamur içmek neden?


Bedenimizin yaşayabilmesi için gıdaya ihtiyacı olduğu gibi, ruhumuzun da simit pogaçaya ve kaymaçinaya ihtiyacı vardır.

Aklına süt ve yumurtalar gelmesin hemen; sohbet diyorum…


Bizden ilim öğrenmek, PES oynamak kadar kolay ve zevklidir.


Bugünkü dervişler, “devlete kapağı atayım da kurtulayım” diyen memurlar gibi…

Çalışmıyorlar!


Derviş kardeşim;

Nasıl ki, şeyhinin yediği yemekle karnın doymuyorsa, onun çektiği zikirle de kalbin doymaz!

Arkadaşın lokantaya giderken, “benim yerime de bir İskender ye!” demiyorsun değil mi?

Şu halde çalış ve ye…


Mürşid, telefonun şarj aleti gibidir.

Elektrik üretmez, iletir…


Şimdiki dervişler hep Napolyon’un tarikatından;

Para, para, para!


İnternetten sohbet seyretmek, TV’den maç izlemek gibidir. Asla stattaki havayı alamazsın!


İbadetlerimizden lezzet alamamak, ruhumuzun hastalandığının işaretidir.

Bu ciddi bir hastalıktır!

Nasıl ki bedenimiz hastalandığında, yatağa düştüğümüzde, bedenin gıdası olan yiyeceklerden hiçbir lezzet alamıyorsak, ruhumuz hastalandığında da, onun gıdası olan ibadetleri yaparken lezzet alamayız…

Bunun daha kötü olan bir boyutu ise, yaptığımız ibadetlerin artık bize sıkıntı vermesi halini yaşamaktır!


Hayat, başına gelen musibetler karşısındaki tavrındır…


İnsanlar üç sınıftır:

Dünya, Ahiret ve Denge…


İnsan bedeninde en çok sinir olan iki azamız vardır:

Beyin ve Tenasül uzvu…

Bu iki uzvumuz, iki zıt kutuptur.

Hangisini çok kullanırsak, diğeri zayıflar.


Sağlıklı ve imanlı bir yaşam için, tüm esnaf kardeşlerime 4 beyazdan uzak durmalarını şiddetle tavsiye ediyorum;

Şeker, Un, Tuz, Rus…


Bir yerde demir varsa, orada pas kaçınılmazdır.

Bir yerde insan varsa, orada hastalık, yaşlılık, unutma ve hatalar da olacaktır…


Sen, Rabbine; “Her gün senin adını zikredeceğim Allah’ım” diye söz verdin; gevşeme derviş!

Benim geldiğim yerde sözünü tutmayan adama iyi şeyler söylemezler…


Tavuk bile insana hizmet ediyor…

Bir kadın, hayatında ortalama iki ya da üç çocuk doğurur.

Tavuklarsa her gün bize yumurta doğuruyor…

Bu yüksek miktardaki acıya her gün insan için katlanıyor ve vazifesini yapıyor.

Vazifesini yapmayansa, bir tek insan görünüyor…


“Namazlarımdan lezzet alamıyorum, bu yüzden bırakmayı düşünüyorum” diye yazmış kardeşim!

Ağzının içinde yara çıktı diye, yemek yemeyi bırakmazsın ki…


İnsan midesi yemek istediği gibi, tenâsül uzvu da şehvet ister!

Şu hâlde, midene indirdiğinin helal olmasına dikkat ettiğin gibi, tenâsül uzvunun da helâlinle olmasına dikkat etmelisin!


Sessizliği sevmeyen bir kalp, ölüme hazır değildir!


“Bu konuda yanlışsın hocam!” dedi ilimsizce…

Kardeşim, bizde yanlış olmaz!

Olmuşsa da yanlışlıkla olmuştur…


Yıllar önce ödemediğin çöp vergisi, önünde sonunda karşına çıkar!

Devlet unutmaz!

Peki, gençliğin boyunca ödemediğin namaz, oruç ve zekât borçları karşına çıkmaz mı?

Sence Allah unutur mu?!  ﷻ


Doğdun, büyüdün, evlendin, çocuğun oldu ve yaşlanıyorsun…

Senin için hayat bu mudur yani?

Tüm işi, ağını kurup sineklerin yolunu gözlemek olan bir örümcekten ne farkın var?

Ya da tek derdi, yaz mevsiminde kış için gıda depolamak olan bir karıncadan farkın nedir söyler misin?


Mekke’deki herkes Resûlullah’ı severdi.

Ama davayı anlatmaya başlayınca, düşmanları dostlarından çok oldu.

Düşmanının çok olması, Efendimizin yanlış yolda olduğu anlamına mı geliyor şimdi?!

 

“…(Onlar) hiç bir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir…” (Mâide 54)


Zekâ seviyenin ve hedeflerinin bir hayvanla eşit olması seni rahatsız etmiyor mu Müslüman?

Sen yaratılmışların en şereflisi olan insansın!

Bir karınca gibi sadece kendini ve yuvanı düşünemezsin. Bütün insanlığı düşünmek zorundasın!

Bu senin yeryüzündeki halifelik vazifendir; vazifeni yap ve ateşe koşan insanların gözlerindeki bağı çöz!

Onlara İslam’ı anlat ve her kurtardığın insanla beraber yeni bir dünya kurtar!

İşte kahramanlık bu…

Boşuna Süpermen’e özenme! O hikâye, bu ise gerçek…

 

“Ey Dâvûd! Gerçekten biz seni yeryüzünde halife yaptık…” (Sâd 26)


Birkaç düşman kazanmadan Allah’ın ﷻ dostu olamazsın!


Eğer hocan zayıfsa, sana balık verir…

Üç gün verir, beş gün verir, yedinci günde balığı biter!

Fakat hocan kaliteliyse, eline bir olta verir ve sana nasıl balık tutulacağını öğretir…


Banyoda, ateşin ısıttığı suya bile dayanamayan adam, methettiği günahıyla ateşin kendisine meydan okuyabiliyor!

Bir akıl, ne yaparak bu kadar zayıf düşebiliyor?


“Ehliyet almak istiyorum ama sınav olmak istemiyorum!” cümlesi ne kadar boşsa;

“Cennete girmek istiyorum ama imtihan edilmek istemiyorum!” cümlesi de o kadar boştur…

 

“Ve elbette sizi imtihan ederiz…” (Bakara 155)


“Kurtulmak için cemaate ihtiyacım yok; ben yalnız takılırım” diyor mağrurca.

Hiç mi belgesel izlemedin be kardeşim!

Çita, en evvel sürüden uzak olan antilopa saldırır…

 

“Şeytan, koyunun kurdu gibi insanoğlunun kurdudur. Sürüden ayrılan ve uzaklaşan koyunu kurt nasıl kaparsa, şeytan da cemaatten uzaklaşan insanı öyle kapar. Onun için tenha yollardan uzak durun. Cemaatten, topluluktan ve mescidlerden ayrılmayın!” (Ahmed b. Hanbel – Müsned)


Allah ﷻ benim ibadetime karışsın ama iş hayatıma karışmasın diyor cahil Müslüman!

İslam, açık büfe kahvaltı değil kardeşim!

Sadece sevdiğin şeyleri alamazsın…

 

“Cihad, hoşunuza gitmediği halde üzerinize farz kılındı. Bazen bir şey hoşunuza gitmez, halbuki o şey sizin için bir hayırdır.

Ve bazen da bir şeyi seversiniz, halbuki o şey sizin için bir şerdir. Allah bilir, sizler bilmezsiniz.” (Bakara 216)


Siz, puta tapanların zevk almadığını mı düşünüyorsunuz?

Hristiyanlar “üç tanrı var(!)” derken ve onlara yaklaşmak için ayinler yaparken huzur bulmuyorlar mı?

İneğe tapanlar ve güneşe tapanlar manevi açlıklarını gidermiyorlar mı?

Allah ﷻ insanı kul olması için yaratmıştır ve içine Yaratıcısına kulluk etmek denilen bir açlık mekanizması yerleştirmiştir.

Kime ve neye taparsa tapsın, bu açlığı bir nebze de olsa tatmin bulur!

Mesele ise, içimize bu açlık duygusunu yerleştirene, yerleri ve gökleri yaratan doğru ilaha, yani Allah’a tapmaktır…

 

“O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır…”

(Haşr 24)


Dükkanına bir işçi alsan, üç tane emir versen ve isteklerini yapmasa, hemen dükkandan kovarsın değil mi?

 

Her gün Allah’ın ﷻ onlarca emrini yerine getirmeyerek asi oluyorsun ama O seni dünya denilen bu dükkandan kovmuyor be işçi kardeşim!

 

Şu merhamete boyun eğmen lazım gelmez mi?


“Ben, hayatımda hiç musibet görmek istemiyorum” diyen kimse, “ben bu dünyada hep güneşi görmek istiyorum; yağmuru, şimşeği ve geceyi görmek istemiyorum” diyen adam gibidir!

 

“…Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler(musibetler) ile sınadık.” (A’raf 168)


Trafikte seyrederken, her küfrettiğinde bir melek sana bir Osmanlı tokadı vursa kulakla yanak karışık, bir daha küfreder misin samimi söyle?

 

Burada cezanın peşinen gelmeyişi seni aldatmasın!

 

“(Resûlüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” hükmü, bir tokattan çok daha dehşetli olan bir zamanı haber veriyor! (İbrahim 42)


Bir dünya hayal edin;

Herkes zengin, fakir yok!

Herkes sağlıklı, hasta yok!

Herkes güzel, çirkin yok!

Böyle bir dünyada, zenginliğin, sağlığın ve güzelliğin kıymeti nasıl bilinecek?

İnsanlar ne ile sınav edilecek ve kim cenneti arzu edecek?

 

“Sonra o gün, nimetlerden elbette hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür 8)


Kliman bozuluyor; teknik servisi arıyorsun, ücret veriyorsun.

Çamaşır makinan bozuluyor; arıyorsun, ücret veriyorsun.

Kombin bozuluyor; arıyorsun, ücret veriyorsun.

Ama kalbin bozuluyor; hiçbir ücret vermeyeceğin din adamlarını aramıyorsun!

 

Senin gözünde değerli olabilmeleri için, illâ ücret mi almaları lazım?!

 

“Sizden hiçbir ücret istemeyenlere tâbi olun. Onlar, hidayete erdirilmişlerdir.” (Yasin 21)


Elektrik faturasını biraz geciktirince, kırmızı bir ödeme kağıdı geliyor.

Hemen idareye koşuyorsun, “aman elektriğimi kesmesinler” diyerek…

 

Oysa Yaratıcın, her gün beş kez seni huzuruna çağırıyor; gözlerindeki, ayaklarındaki ve aklındaki elektriğin faturasını ödemen için, ama sen yoksun!

 

“Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” (Cuma 9)


Tesbih koleksiyonu yapan adam, tesbihini çevirip Allah’ı ﷻ zikretmiyor!

 

Kebapçıda İskender söyleyip, bitmesin diye yememek gibi!

 

“Ve O’nu sabah akşam tesbih edin.” buyuruyor kardeşim; gel yaratıcını zikret! (Ahzap 42)

 

Korkma, tesbihin erimez…


Kader inancını inkar eden kişi hakkında bir misal getireyim;

Büyük ve kompleks bir bina yapıyorsun. İnce işçiliğini de bitirdikten sonra, giriş katı daha güzel ve daha geniş görünsün diye, 6 tane olan beton sütundan birini yıkıyor ve sütun sayısını beşe indiriyorsun.

Sütunu yıktın ama diğer beş sütun ağırlığı taşıyamadı ve tüm bina da yıkıldı…

Bütün yaptığın doğrular, bir yanlışınla beraber yok olup gitti!

 

Kaderi ve alın yazısını inkar edip iman sütunlarından birini yıkan Müslümanın durumu da işte budur…

 

“De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez…” (Tevbe 51)


Bir adamın Müslümanlığı ya ticarette ya yolculukta ya da halı sahada belli olur!

 

Nice badem bıyıklı, ilikli yakalı, beyaz çoraplı, yumuşak başlı adam gördüm; halı sahada maça başlayınca ağzından alevler fışkırtan ejderhaya dönüşüyor!


Abdestsiz ve ibadetsiz yaşayan insanlar, evinin kapısını açık bırakıp uyuyan insanlar gibidir.

Cinlerin tasallutuna davetiye çıkartırlar.

Çünkü günahla dolu bir yaşam, kapıyı pencereyi düşmana açmak demektir.

Başka bir deyişle bu insanlar, bir kale içinde düşmanla mücadele ederken, kalenin kapılarını içeriden açan askere benzerler.

Aynı cinler, namaz kılan ve Allah’ı ﷻ zikredenlere zarar veremezler.

Çünkü onlar, bu ibadetleriyle kalenin duvarlarını yükselttikçe yükseltirler.


Şehvet lezzeti, yemek lezzeti gibidir.

Yemek yerken midenin alacağından fazlasını yersen, miden sıkıntıyla feryad eder.

 

Ağzının içinde oluşacak olan anlık bir haz için, saatlerce sürecek bir mide sıkıntısını çekmeye değmez be kardeşim!

 

Peki birkaç dakikalık zina hazzı için, kalbi ve ruhu yıllarca inletmeye değer mi?


Edepsize cevap vermemek, edeptendir.

Yolda bir deli sana tükürse, neden tükürdün demezsin değil mi?


Kıyametin küçük alametleri gibi, ölümün de küçük alametleri vardır.

Tıpkı kullandığın aracın benzin ışığının yanması gibi…

Işık yanınca, “Eyvah, benzin bitmiş! Yine elim cebime gidecek” diyorsun ya…

Saçına ak düşmesi de senin benzin ışığının yandığını gösteriyor.

Dikkat et; fatura ödeme vakti geliyor…


İslam ilimleri bir okyanus gibidir.

Sizin hocanızın ilmi ise, bu okyanusta bir damla gibidir.

Yirmi yıldır o damlayı anlatıyor, hala bitiremedi!

 

“…Size pek az ilim verilmiştir.” (İsrâ 85)


“İmama kızdım, namazı bıraktım hocam” dedi bana.

Lokantacıya kızdığın için yemek yemeyi bırakmazsın sen!

İyisi mi, lokantayı değiştir ve yemeye devam et…


Kız, “Evlenince kapanıcam” diyor!

Erkek, “Evlenince namaza başlayacam” diyor!

 

Bugün “Namaz kılmıyorum ama kalbim temiz!” terennümünü söyleyen ne kadar genç varsa, bu iki aklın toplamından üremiştir biliniz!


Oturduğun ev bugün temiz, ama yarın yine kirlenecek ve yine temizlemen gerekecek…

“Benim kalbim temiz!” demekle bitiyor mu bak?


“Bu namazlar ne zaman bitecek?” diyorsun ama “Bu faturalar ne zaman bitecek?” demiyorsun; boyna ödüyorsun!


ADA

 

Dünyada ufak bir ada olsun;

Çalışmak yok, hastalanmak yok, yaşlanmak yok, ölmek yok!..

Böyle bir adada yaşayabilmek için dünya parası geçerli olur mu? Bu adacık, o kadar değerli bir toprak parçası olur ki, insanlar orada yaşayabilmek için kan dökerler değil mi?

 

Gökleri üstümüzde direksiz tutan Allah ﷻ cehennemden en son çıkacak olan Müslümana bile, 10 dünya büyüklüğünde cennet vadediyor.

Sorum şu ki; vaadi mi beğenmedin, yoksa vaad edene mi inanmadın sen?

 

Bir adam gelse ve ‘sana bu adadan bir ev vericem’ dese, ama ‘önce seni güzelce bir dövücem’ dese, kabul etmez misin?

Böyle bir teklifi olan varsa ilk bana gelsin!

Ben Tekwandocuyum, gel beni döv! Ayağımı kaldırmam söz!

Hem hava atarsın, ‘bir hoca dövdüm, iki tane hocalığı vardı!’ diye…

 

Allah’ın bu dünyada bize verdiği tüm sıkıntılar, cennet teklifi sebebiyledir.

Sabredip ağzını bozmayan kazanacak, sabretmeyip isyan edense hem burada dayak yiyecek hem de cehennemde…


“Hocam dua et, şu işim olsun” diyorsun…

“Şu namazı kıl, şu zikri yap” diyorum;

“Sen mübarek adamsın, benim için yap” deyip gidiyorsun!

Hoca sana olta veriyor, sen hep balık istiyorsun!

Baban olsa evden kovar; evlatta bi yere kadar…


Bir derviş ile bir avam arasındaki kalite farkı, Alex de Souza ile Selçuk Şahin arasındaki teknik kalite farkı gibidir…


Görmeyen göz, işitmeyen kulak, düşünmeyen akıl ne kadar anormalse; zikretmeyen dil de o kadar anormaldir!


Bu hayat denilen maça 2-0 galip başladık elhamdülillah:

 

1) Müslüman ülkede doğduk,

2) Ehli Sünnet dedelerin torunlarıyız…


Evleneceğin kızın temiz olmasını istiyorsan, sen de temiz kalmalısın!

Namus, sadece kadın için geçerli olan bir kavram değil.

 

“…Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır…” hükmü, dengeyi isteyenin dengeli yaşaması gerektiğini beyan ediyor… (Nur 26)


Bu dünyada askerler iki türlüdür:

Ayakta durup ne olacağını bekleyenler ve mevziye koşanlar…

Mevziye koşanlar akıllıdırlar!


Sence hangisi daha cahil?

 

1) Ağaca tapan?

2) Güneşe tapan?

3) İneğe tapan?

4) Kendi elleriyle yaptığı puta tapan?


Kaliteli bir Müslümanın sevgi sıralaması şöyle olmalı:

 

Allah ﷻ

Resûlullah ﷺ

Sahabe

Anne,

Anne,

Anne,

Baba,

Mürşid…

 

(Üstadım İhramcızâde, bayram namazından hemen sonra kendisini ziyarete gelen talebelerini, “Önce anne-babanızla bayramlaşın, sonra bize gelin!” diyerek evlerine yollardı…)


İlk emri “Oku!” olan, peşinden kaleme ve satırlarına yemin eden ve 70 küsur yerde “aklınızı kullanın”, “düşünün” ve “tefekkür edin” buyuran Kur’ân’a gerici diyebilmek için;

 

1) Okumamak,

2) Aklını hiç kullanmamak gerekir…


Elimi değil, kellemi taşın altına koymuşum ben…

Şu meydanda kılıç kuşanmaktan korkuyorsanız, bari kalkan tutun da sırtımı kollayın.

Ben sizin yerinize de dövüşürüm!


“Ben Müslümanım” diyorsan, şu iki kelimeyi kullanmayı terk etmelisin;

“Bana göre”, “Bence”


Bir zengin, ilim öğrettiğin herkes için sana 100 lira verse ne yaparsın? Çok çok çalışırsın değil mi?

Parayı gözün görüyor ama sevabı görmüyorsun diye mi hafife alıyorsun İslam’ı tebliği?

 

Bu teklifi bize Resûlullah yaptı: “Kim, bir ilim öğretirse, kendisine, onunla amel eden kimsenin ecri kadar sevap vardır…” (İbni Mace)

 

Yoksa Allah’ın Peygamberine güvenmiyor musun sen?  ﷺ


Hata yapabilirsin, düşebilirsin; etten-kemiktensin, bu normal.

Dünyanın en iyi futbol takımları bile hata yapar ve maç kaybedebilir her zaman.

Ama şunu unutma ki, sezon sonunda şampiyon olanlar, her zaman en az hata yapanlardır…


Doğum gününde oruç tuttun mu hiç?

Allah’ın Peygamberi, her Pazartesi günü, doğumuna şükür olsun diye oruç tutardı… ﷺ


Müslümanlar için en yüksek kazanç sezonu 3 aylarla başlar; Recep, Şaban, Ramazan…

Çantacı Müslümanlar içinse kazanç sezonu; Temmuz, Ağustos, Eylül’de başlar…


Şeriat 3K görüntüyse, Tarikat 4K görüntüdür!

Resim aynı resimdir ancak detaylara uymak kaliteni belirler…


Sıkılmak, zekâ eksikliğini gösterir!

Bir Müslüman “sıkıldım” kelimesini kullanmaz.

Yapacak işi olmayanlar, boş adamlar sıkılır!

Bizim sıkılmaya vaktimiz yok…


Yeni nesil araçlarda, emniyet kemeri ikaz sesi var bilirsin…

Bazıları kemer tokası takıyor ve sesi kesiyor, ama kemer yok!

 

“Ben biliyorum” deyip nasihatimizi dinlemeyenler de bir tıkla ikaz sesimizi kısabiliyor kolayca…

Ani bir frende Süpermen gibi camdan dışarı uçacak, haberi yok ama!

Oysa “Din nasihattır…” (Buhari, Müslim)


Başımıza iki kolaylık gelirse, bunun peşinden muhakkak bir de zorluk gelir.

 

Bu sınav döngüsünün sebebi, Allah’ımızın ﷻ geçici olan dünyaya bağlanmamızı istememesindendir!


Kabul olmayan dua yoktur; Sabretmeyen Müslüman vardır!

 

“Acele etmediği müddetçe her birinizin duasına icâbet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: “Ben Rabbime dua ettim, duamı kabul etmedi.” (Buhârî, Daavât, 22)


Laptopumu değiştiricem,

Telefonumun üst modeli çıkmış,

Tabletimin yenisini almalıyım…

 

Teknolojinin uydurduğu, her şeyin en yenisine sahip olma yarışına bu kadar kaptırma!

Ne kadar hızlı bir futbolcu olsan da top kadar hızlı olamazsın!


Zengine zenginliği, fakire fakirliği Allah ﷻ vermiştir!

Ramazan’da oruçlu olan bir zengin, cebinde parası olmasına rağmen erik yiyememenin ne olduğunu görünce, o an çocuğuna hiç erik alamayan fakiri hatırlar ve bu uyanış o zengini zekat vermeye teşvik eder.


Herkes yükselmeyi ve ötelere gitmeyi ister…

Mahallenize bir devlet yetkilisi gelse ve “sizi ücretsiz olarak aya gönderelim” dese, istemez misiniz?

Şimdi NASA, Mars’ta bir koloni kuracakmış. Dünya çapındaki en zengin 100 kişi de orada yaşamak için adını yazdırmış…

Ülkemizden de 2-3 kişi bunların içinde.

2 yıl astronot eğitimi almak zorundalar, para da yetmiyor gidebilmek için yani…

 

Oysa en önemli yükselme teklifini bize Allah ﷻ yapmıştır.

“Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl, secde halidir.” buyuran Efendimiz (aleyhisselatü vesselam), bu yükselişin yöntemini de talim etmiştir. (Müslim, Ebu Davud, Nesai)

 

Bu hadise binaen, “Namaz, mü’minin miracıdır” diyen ulemamız da son noktayı koymuştur…

 

Şu halde namazını kıl ve yükselmeye başla kardeşim!


Başarılı olmak istediğin konuyu iyi seç!

Hayat o kadar kısa ki, sadece bir iki şeyde iyi olabilirsin!


“Neden cehennemle korkutuyorsun hocam” diyor!

Cehennem ayetlerini ben indirmedim kardeşim!

 

Kredi kartı borcunu ödemezsen evine haciz geleceğini ikaz eden arkadaşın, senin iyiliğini istiyor!

 

“Her kim Rabbine suçlu olarak varırsa, şüphesiz ki ona cehennem vardır. Orada ne ölür ne de dirilir.” (Taha 74)


Yolda hiç tanımadığın bir adam gelse ve “sana emrediyorum, şu yerleri temizle” dese ne dersin?

– “Sen kimsin ki bana emir veriyorsun?”

 

Nefsin sana her gün birçok emir veriyor ve bu da senin zoruna gitmiyor mu hiç?

“Namaz kılmayacaksın, emrediyorum!”

“İçki içeceksin, emrediyorum!”

“Sohbete gitmeyeceksin, emrediyorum!..”

 

Gerçekten, bir hayvan tarafından kontrol edilmek sana ağır gelmiyor mu?

Nerde senin erkekliğin?!


Aşk, sarmaşık gibidir! Kuşatır ve örter…

Sarmaşık; ağaçta güzel, duvarda güzeldir.

Ancak evin güneş alan pencerelerini örtmesi güzel değildir.

 

Akıl, aşkı kontrol altında tutamaz ve şeriat çizgilerinin dışına çıkarsa, pencereler örtüldü ve güneş kesildi demektir!

Güneş girmeyen eve doktor girer sözü de tam burası içindir!

Bu misaldeki pencere akıl; güneş ise ilimdir…


Arnavut muhacirleri evlad-ı fatihandır; akıncıdırlar…

Osmanlı’nın Balkanlar’daki savaşlarında en çok can kaybını bu akıncılar vermiştir.

Osmanlı’nın yıkılıp Komünizmin gelmesinden sonra da, tüm mal varlıklarını orada bırakıp İslam’ı rahat yaşayabilmek adına, ana yurtlarına, Türkiye’ye hicret etmişlerdir.

 

Hani soğuğa sormuşlar;

 

– Nerelisin hemşehrim?

– Herkes Erzurum bilir, ama aslen Sivas’lıyız gardaş!


Bir oyun müptelası kardeşimden gelen mesaj;

“Bilgisayar oyunları hakkında araştırma yapıyordum Youtube’de.

Bir baktım sağ tarafta oyunlarla alakalı olan bir başlık var ama takkeli sakallı bir hoca! Bu ne diyor dedim, tıkladım…

Bir baktım, üç saat olmuş ben sizin sohbetleri izliyorum. Oyun moyun kalmadı, dağıldım!

Kendime geldiğimde bir abdest aldım ve beş yıl sonra ilk kez yatsı namazını kıldım! Attığın tokat için teşekkürler hocam!”


Allah’ın bir ismi de Zül celâli vel ikram’dır.

Dikkat et! Önce bela ve mihnet; sonra vel ikram gelir…


Zikir çekerken koşturma, acele etme, hızlı davranma!

Asansörün düğmesine aceleyle ve çokça basman, kapıların hemen açılmasını sağlamaz!

 

Virdin başında, “…Kur’ân’ı tertîl üzere (tane tane) oku!” ayeti rehberin olsun. (Müzzemmil 4)


PENGUEN

 

Biz Müslümanlar bu dünyada, karada yürüyen penguenler gibiyiz!

Büyük çoğunluk tarafından garip karşılanıyoruz.

Ait olmadığımız bir yerdeyiz.

Duruşumuz hiç estetik değil!

Yürüyüşümüz bir garip! Alay ediliyoruz…

“Namaz kılıyorlar, aç kalıyorlar, kadınları kendilerini örtüyor! Bunların ki nasıl bir hayat?” deniyor hakkımızda devamlı…

 

Ama biz Müslümanlar, öldüğümüz ve ahiret hayatına başladığımız zaman, sudaki penguenler gibi oluruz bu kez.

Ait olduğumuz yerdeyiz.

Ev sahibi gibiyiz, ustaca yüzüyoruz…

Kulaçlarımız estetik ve karizmatik!

O gün bize kınanmak yok! (İnşaallah)

 

“(Nuh) dedi ki: “Bizimle alay ediyorsanız, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi, biz de sizinle alay edeceğiz.” (Hud 38)


Bu dünyada yaptığın her şeyin bir sonucu olacak!

Hiç kimse gölgesinden kaçamaz, unutma…


Allah’ın ﷻ tüm kullarına iki vaadi vardır;

Cennet ve cehennem! Mükâfat ve ceza!

Eğer Allah bu cezayı vadetmeseydi, yasaklarını çiğnemek adına bizi sınırlayan hiçbir mayın olmazdı!

 

Bir şirkette, milyonları döndüren bir muhasebeciyi korkutan hapis cezası olmazsa, türlü hilelere başvurup paranın bir kısmını zimmetine geçirebilir!

Ancak o, kuralları çiğnemediği ve hakka tecavüz etmediği zaman, mükâfat olarak maaşını ve insanların güvenini de kazanıyor…


Müslüman! Bu nefstir!

Ve sana, bir Yahudi’nin sana olan düşmanlığından daha fazla düşmandır!

 

Bir Yahudi seni parçalayıp öldürmek ister sadece;

Nefsin ise, imansız olarak cehenneme atmak!

 

“En büyük düşmanın, iki yanın arasındaki nefsindir.” (Keşfu’l-hafa, 2/143)


Kalbe kabz, yani darlık halinin gelmesinin bir sebebi, masiva yani Allah’tan ﷻ başka şeyler ile doldurulmasındandır…

Bu hal, bir mide bulantısı gibidir!

Mesela, Ramazan bayramında evlere yaptığımız her ziyarette bir şeyler yeriz ve midemiz ilk günden bu karmaşaya dayanamayıp bulanmaya başlar ki, bunun sonu da genellikle istifra etmek olur.

Olmazsa da, bu mide kabzından kurtulmak için hemen parmağını ağzına götürür ve zorla istifra edersin!

 

Tıpkı bunun gibi, kalbe Allah’ın dışındaki eşyayı doldurmaya başladığımızda, bir iç sıkılması ve bunalım hali kendisini gösterir.

Kalbini bu darlıktan kurtarmak ve rahatlamak içinse, hemen dilini kalbine götür ve Allah’ı zikret ki, içeride O’ndan başka ne varsa dışarı çıksın!


İki günlük kesintiden sonra oğlumun, “sular gelmiş baba” diye seslenmesi, “Hac kurası çıkmış hocam; gidiyorsun…” haberi gibi gözlerimi parlattı doğrusu.

 

“Suyunuz çekiliverse; söyleyin bakalım, size kim bir akarsu getirebilir?” tehdidini daha yakinen anladım sular gidince… (Mülk 30)


İnsan, bu dünyaya ahiret hayatını kazanmak için gönderilmiştir.

Bir Müslüman için Ramazan ayı, ahiret ticaretinde yüksek kâr elde etmesi için en uygun olan zaman dilimidir. Çünkü Ramazan-ı Şerifte, salih amellere verilen sevaplar bire bindir.

Sair zamanda Kur’an’ı Kerim okunduğunda, kişiye her bir harfi için on sevap vardır.

Ramazan-ı Şerifte ise, Kur’an’ın her bir harfine on değil, bin sevap verilir.

Ramazan ayının Cuma gecelerinde bu sevap daha arttırılır…

Günlerin efendisi olan Kadir gecesinde ise, her bir Kur’an harfine otuz bin sevap yazılır.

 

Şimdi size desem ki, Kur’an’dan okuduğunuz her sayfa için, sabah yastığınızın altında 1000 TL bulacaksınız; bütün gece Kur’an okursunuz değil mi?

 

Halbuki dünya parası olan TL, toprağa kadar fayda verir.

Ahiret parası olan sevab ise, sonsuz olan yaşamını bina eder…


Kimleri seversen, onlara benzersin;

Bu senin elinde değil.


Sarıklı, cübbeli, hoca adam sinekkaydı tıraş yapmış!

Ya çenene konarken kayıp düşerse,

Ya kolunu bacağını kırarsa?

Yazık değil mi bu sineklere?

Siz hiç, hayvan severlerin, sineklerin haklarını böyle koruduğunu gördünüz mü?

Yaşasın sineklerin özgür yaşam alanları!


Paranızı istemiyorum,

Malınızı istemiyorum,

Oyunuzu istemiyorum,

Övgünüzü ve hürmetinizi istemiyorum,

Hediyenizi bile kabul etmiyorum çok zaman…

Sizden sadece şunu bekliyorum:

 

Peygamberimin ﷺ kırk tane sözünü ezberleyin ve söyleyin!

İşte o zaman, etrafınızdaki zombilerin insana dönüştüğünü göreceksiniz…

 

“Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat.” (Duhâ 11)


32 megabaytlık hafıza kartına sahip eski bir telefon kullanan hanımıma, 16 gigabayt hafızalı yeni bir akıllı telefon aldığımda bana şöyle dedi;

“16 gigabayt yeter mi acaba?”

 

İnsan hafızasının balık hafızasından sadece bir tık üstte olduğuna inanıyorum artık!


Düşün ki Resulullah ﷺ İstanbul sokaklarında yürüyor…

Sen de onu gördün ve O güzel insanı evine yemeğe davet etmek istiyorsun.

Sorum şu ki, burada kaç kişinin evi bu daveti yapmak için müsaittir?

Duvarlarda resimler var, Peygamber girmez!

Kız kardeşin kot pantolon ve tişört giyiyor, olmaz!

Koltuklardan namaz kılacak yer kalmamış; o böyle evi sevmez!

 

Hanımın, Amerikan filmlerinden daha iğrenç olan yerli dizileri izlerken görünmesini istemezsin; o da olmaz!

 

E bu nasıl ümmet, daha Peygamberini evine davet edemiyor?


“Namaz kılmıyorum ama kalbim hiç kirlenmiyor” dedi!

“Dişlerimi fırçalamıyorum ama hiç çürümüyor” diyen çocuklar gibi şendi…


İnsanların dikkatini çekmek adına gösteriş için spor yapanı anlıyorum da, tartıya çıktığında kilosu daha az gelsin diye göbeğini çekene bir teşhis koyamadım henüz!


İki şeyi söylerken dudaklarımız hareket etmez;

“Allah” ve “La ilahe illallah”

 

Bir dervişe ihlası öğretecek, gösterişten ve yapmacıklıktan kurtaracak olan iki zikir, işte bunlardır…


Bu dünyada zevkler çok kısa sürer, acılarsa uzun…

Akıllı davranıp, o üçüncü tabak pilavı yemeyecektin işte!

Şimdi midenin feryadıyla bütün gece sağa-sola döneceksin…


Ateş İbrahim’i yakamadı!

Bıçak İsmail’i kesemedi!

Balık Yunus’u yiyemedi!

Deniz Musa’yı boğamadı!

Yahudi İsa’yı asamadı!

Zehir Muhammed’i öldüremedi!.. ﷺ

 

Bu Peygamberlerin bu belalardan kurtulmalarının ortak sebebi, Allah’ı ﷻ çokça zikretmeleridir!

Peki ya sen Müslüman?

Bu salihlerden daha mı üstünsün ki, Allah’ı zikretmiyorsun?!

(Allah’ın Peygamberlerine selam olsun)


Yaptığın ibadetlerin sevabını, vefat etmiş olan sevdiklerine de hediye etmeyi diline alıştır.

 

Korkma, senden eksilmez!

Allah ﷻ kopyala-yapıştır yapar, kes-yapıştır yapmaz!

 

“Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa 85)


Kur’an oku,

Tefsir oku,

Hadis oku,

Fıkıh oku,

Siyer oku…

 

Okuman gereken çok şey var ama sen her akşam Call of Duty oynuyorsun!

Hiç oynama demiyorum ama zamanının kontrolünü tamamen nefsinin eline bırakmasan nasıl olur?


Bu dünyada ne istediğinin bir önemi yok…

Nasılsa ele geçirince başka bir şey isteyeceksin!

 

“Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak ALLAH’I ANMAKLA huzur bulur.” (Ra’d 28)


Hacdayken yorgun düşüp “bu kadar yeter” dediğimde, yanımda değneklerle tavaf yapan tek bacaklı ihtiyarı görünce çok utanmıştım…


Avam: “Neden Allah Allah deyip duruyorsun?”

Derviş: “Allah Allah! Hiç farkında değilim.”

 

“Allah, Allah diyen bir insan üzerine kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim, İman / Ahmed, Müsned)


İLK ZOMBİ

 

“Ellerin kurusun ya Muhammed!” diye beddua ederken, yerden aldığı bir avuç toprağı da Efendimizin yüzüne attı öz amcası Ebu Leheb…

Allah da ﷻ onun önce ellerini, sonra kulaklarını ve burnunu kuruttu ve nasipsiz amca son anlarında, daha ölmeden bir zombiye dönüşmüştü!

 

Denilebilir ki, yeryüzündeki ilk zombi Ebu Leheb’tir!


Haftada bir kez sabah namazına kalkıyor ve gururla sağındaki meleğe dönüp şöyle diyor: “Yaz bunu, kaçırma!”

Bu nasıl Müslüman yaa?!


OY KULLAN!

 

Müslüman, oy vermekle, İslam’ın şu 3 kaidesini hayata geçirmiş olur:

 

  1. Adalet: “Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır…” (Mâide 8)

 

  1. İşi ehline verme: “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor…” (Nisâ 58)

 

  1. İstişâre ile iş yapma: “…Onların işleri de kendi aralarında bir istişâre(danışma) iledir…” (Şûrâ 38)

 

Unutma kardeşim! Siyaseti önemsemeyen Müslümanları, Müslümanları önemsemeyen siyasetçiler yönetir…


Genç: “Aşığım ben hocam, onu görmeden edemiyorum. Nasıl haram dersin?” (Sanki ben dedim!)

 

Hoca: Aşkın ismini kirletme kardeşim; o aşk değil!

Libidoların artmış, şehvetlenmişsin…


“Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu PEYGAMBERLER, SIDDÎKLER, ŞEHİDLER ve SALİH KİŞİLER’le beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” buyurdu Allah Teala. (Nisa 69)

 

  1. a) Peygamber olma ihtimalim yok; son Peygamber ﷺ geldi zira,
  2. b) Sıddıkiyyet makamına varmam çok zor; Tasavvufta zirveye çıkmak gerek,
  3. c) Şu durumda benim için en ideal hedef, üçüncü basamak, yani Allah ﷻ yolunda şehid olmaktır.

Rabbim bana ve size bu makamı nasib etsin…


Bu özel gecede, sana Süpermen olma duasını öğretebilirim…

Hiç hastalanmazsın,

Hiç yaşlanmazsın,

Hiç tuvalete gitmezsin…

Uçmak istediğin zaman uçar, koşmak istediğin zaman Flash gibi şimşek hızında koşarsın.

 

Seni kandırmayacağım; bu dünyada Süpermen olmak mümkün değil.

Ama Allah’a ﷻ kulluk edersen, cennette bu özellikleri ve dahî bin mislini vereceğini sana vadediyor!


TARİKATE GİRECEKSEN DİNLE!

 

Tasavvuf yoluna girmiş olan ve İslam’ı sahabeler gibi zirvede yaşamak isteyen kardeşlerime, İslam’ı zirvede yaşayan iki büyük imamın sözleriyle nasihat ediyorum;

 

“Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan, dinden çıkar. (Zındık) olur.

Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan, sapık olur.

Her ikisini edinen, hakikate varır.” İmam-ı Malik (rahimehullah)

 

“Hakikati, şeriatın dışında arayan sûfî, serâbın peşinde koşmaktadır.” İmam-ı Rabbani (rahmetullahi aleyh)


İslam’ı bilmeyenlere öğretmek çok zor değil.

Ancak bildiğini zannedenlere öğretmek; işte bu çok zor!

 

Bu durum, aklıma eski milli takım hocasının söylediği bir sözü getiriyor;

 

“Yıldızlarla çalışmak zor değildir. Asıl zor olan, yeteneksiz olup kendisini yıldız sananlarla çalışmaktır.” Guus Hiddink


Real Madrid’in kadrosunu say dediğim kardeşim, hiç teklemeden 15 isim saydı…

 

Allah’ın ﷻ Kur’an’daki Peygamber kadrosundan 15 tanesini say dediğimdeyse kilitlendi ve şöyle dedi:

 

– Sohbetleriniz hangi gündü hocam?


Dövüş sporlarıyla uğraşanlar, evvela savunma yapmayı öğrenirler.

Takva sahibi olmak isteyen bir Müslüman da öncelikle günahların, mekruhların ve müfsidlerin (ibadeti bozan şeyler) neler olduğunu anlamak ve bunlara karşı kendini savunmayı öğrenmek zorundadır ki, bunun en kolay yolu da spor salonlarında (ilim meclislerinde) bulunmaktır…


İki türlü cami imamı vardır:

  1. Maaşını alıp etliye sütlüye karışmayan,
  2. Her bulduğu fırsatta, gençlere İslam’ı öğretmeye çalışan.

İşte bu ikinci imama mücahid denir.


SON NEFES

 

Sence hayatının en önemli günü hangisi?

İlk maaşını aldığın gün mü?

Evlendiğin gün?

Ya da ilk çocuğunu kucağına aldığın gün mü?

 

Hayır! Hayatındaki en önemli gün, son günün;

En önemli an, son anındır.

Her şeyi kazanmak ya da her şeyi kaybetmek, ağzın yapış yapışken kuracağın o son cümlelere bağlı…

 

(Resûlüm) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi? Onlar, Rab’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.” (Kehf 103-105)


İnsanların büyük çoğunluğu nefsine hizmet eder…

İslam’a hizmet etmek, çok azına nasib olur.

 

Elhamdülillah ki, biz de o küçük, nasipli karıncalardanız…


“Sohbete gelmeye yüzüm yok” dedi tilki,

Yemek yemeye yüzün var mı peki?

Allah’ın ﷻ verdiği ayakları kullanman da ne ki?

“Bundan sonra görmeye de yüzüm yok” desene ki!

 

Bütün beşerî ihtiyaçlarını karşılamaya yüzün var;

Ama Allah’ın dinini öğrenmeye yüzün yok, öyle mi?


Sohbetlerimi izleyen bir aydın mesaj yollamış.

Cevaben, yılda ortalama kaç kitap okuduğunu sordum;

“40 kadar kitap okurum” yazmış.

Allah’ın ﷻ yazdığı kitabı okudun mu dedim;

“Henüz fırsat bulamadım” dedi!

 

Yılda 40 kitap okuyan bir aydın, Allah’ın ﷻ yazdığı Kitabı, Kur’ân’ı Kerim’i okumaya fırsat bulamıyor ama Alice Harikalar Diyarında türünden fantezi kitaplarına hayran!


“Bu hafta da Cuma namazı yerine Pazar günü kiliseye gidelim” desem ne dersin?

Kurban Bayramı yerine yılbaşını kutlamak da o misal…


Yeni aldığım bir habere göre, amcam her gün yan komşusundan laptopu alıp bizim Youtube kanalına giriyor ve 2 saat boyunca benim sohbetlerimi izliyormuş…

 

Maus ile sohbetten sohbete atlıyormuş. (Cep telefonu bile kullanmayan ihtiyar bir Arnavut için, atomu parçalamak gibi bir şey demek bu!)

Hakkımda yaptığı tesbitse çok ilginç:

 

“Nasıl bu kadar güzel cümleler kurabiliyor? Bizim Kerem bu yaa!”


Hastalıklar bizi zahiren sarstığı gibi manen de sarsar ve kendimize getirir.

 

“Ben cihad yapıyorum, benim ilmim var, insanlar beni dinlemeye geliyor” gibi egolu düşünceleri, Allah ﷻ yedirir adama.

 

Bir hastalık verir, iki hafta yatarsın; bütün gücünü alır ve manen şöyle der:

 

“Hadi şimdi konuş bakalım…”


Takipçi: Hocam Cumartesi Pazar tatil olduğu için sabah namazına kalkmıyorum uyanınca kılıyorum. Bu günah olur mu?

Hoca: Cumartesi Pazar tatil olduğu için, hiç yemek yemezsen günah olmaz(!)

 

– Bir süre sonra…

 

Hoca: (Tedirgin hissediyor…)

Hoca: İroni yaptığımı anladın değil mi kardeşim?

Takipçi: İroni nedir hocam?

Hoca: Ünlem, parantez, kinaye, lafı tersten anlatmak…

Takipçi: Yani günah mı diyorsun hocam?

Hoca: Konuyu değiştirebilir miyiz?


İnsan fıtratında zararı def etme, faydayı elde etmeden önce gelir.

 

Evde ekmekle yoğurt yokken markete giden adam, yoldaki park halindeki araçların yakıldığını görürse, ekmeği suyu boş verip koşarak evine döner!

 

Tüm geceyi aç geçirme sıkıntısı, gelebilecek büyük zararın yanında bir hiçtir…


Sevmediğin bir adama yemek ısmarlamazsın!

Allah ﷻ ise, kendisine küfreden milyarlarca kuluna her gün binlerce nimet vermeye devam ediyor ve sabrediyor…

Hatırla!

“Ben sizin yüce Rabbinizim!” diyen cüretkar Firavun’a bile evlat nimetini vermişti O Allah… ﷻ


 

Antibiyotikten dolayı ağzımda demir tadı var.

Yiyip içtiğim hiçbir şeyden lezzet alamıyorum…

Hastalık, ağzın tadını bozuyor işte.

Kalp hastalığı olanlar da böyle demek,

İbadetleri lezzet yerine sıkıntı veriyor…


Doktor kardeşimin verdiği serumlarla sohbete çıkabildim hamdolsun!

 

İğneyle maça çıkan futbolcuların psikolojisini çok daha iyi anlıyorum artık…


AMACIM…

 

Bir hastaya ilaç iki yolla verilir: Ağız yolu ve damar yolu…

Ağız yoluyla verilen ilaç, önce mideye iner ve mideden kana karışması da 2-3 saati bulur.

Acil hastalara ise, ilaç direk damar yolundan verilir, çünkü hemen sonuç alınmak zorundadır.

 

Benim şu anda yapmaya çalıştığım şey ise, ani müdahaledir.

Akâid ilmini Müslümanlara damardan vermem lazım ki imanı ve akîdeyi kurtarabilsinler.

Bu ilmin yanında konuştuğum tefsir, hadis, fıkıh ve tasavvuf ilimleri ise, bu işin detayı ve lezzetidir…


Takipçi: “İman biraz zayıflayınca sizi dinliyorum, şarj olmuş batarya gibi oluyorum hocam.”

 

Kardeşlerin mesel kabiliyeti gayet üst düzey hamdolsun…

Yalnız, iman zayıflamadan da dinlenir isek, ışığın zayıflamasına izin vermemiş olacağınızı da hatırlatırım…


Çocuğunuzun kötü ahlaklı ve zayıf karakterli bir yapısı olmasını istiyorsanız, ona istediği her şeyi alın!


Soru: Hocam, tasavvufta dört basamaktan bahsediliyor. Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet…

Bu makamları kısaca nasıl anlamamız gerekiyor?

 

Hoca: Şöyle özetliyim;

Şeriatta, doyduktan sonra yemek israftır.

Tarikatta, doyuncaya kadar yemek israftır.

Hakîkatta, kifâyet miktarını Allah’ın ﷻ huzurundan gafil olarak yemek israftır.

Mârifette ise, bütün bunlara ilaveten, nimetlerdeki ilahi tecellileri idrak etmeden yemek israftır…

 

Bu konuda, Mevlâna’nın şeyhi Tebrizli Şems’in de kısa bir tarifi vardır:

 

“Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim.

Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin.

Marifet der ki: Ne benimki var, ne seninki.

Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne de ben…” Şems-i Tebrizi


Çocuk şarkılarında Ali Babanın Çiftliğini öğreteceğinize, Sordum Sarı Çiçeğe ilahilerini dinletin şu yavrularımıza…

Bundan 20 yıl sonra, ülkede hırsızlık, zina, uyuşturucu ve intihar oranları düşecektir kalıbımı basarım…


Tüm hayatın boyunca sadece iki grup insanla karşılaşacaksın: Yusuf ve kardeşleri…

 

Allah Teala, bize hep Yusuf’ları denk getirsin ve kardeşleriyle arkadaş etmesin!


İnsanlar o kadar çok yalan söylüyor ki, artık sözlerine, “doğruyu söylemek gerekirse” diyerek başladıklarının farkında değiller!


Allah’ımızın ﷻ bu alemde bize verdiği tüm nimetler rızkımızdır.

Gözün görmesi, konuşmamız, ilmimiz, malımız, çocuklarımız…

Şunu iyi anlamalısın ki, buradaki rızkımızın tamamı sınırlıdır.

Sınırsız olanlar ise ahirettedir…


Kâbe’ye dokunması bile yasak olan köle Bilal’i, Kâbe’nin üstüne çıkartıp ezan okutan dinin adı İslam’dır…


AHİRETİN VARLIĞININ DELİLİ

 

Acıktığımızda, içimizde oluşan yemek isteği, yemeğin varlığına delildir.

Yorgun olduğumuzda arzuladığımız uyuma isteği, uykunun varlığına delildir.

Yaşıyorken içimizde beliren ölümsüzlük isteği de ölümsüz olacağımız bir yerin, yani ahiretin varlığına delildir…


İnsanlar içinde, imanı en güçlü olması gereken kişiler cerrahlardır.

 

Bir insanın göğsünü ya da beynini yarıp kusursuz bir şekilde işleyen bu rafineriyi yakinen ve sayısız şekilde teşhis etme şansları var…

Peki aynı cerrah, her gün beyaz peynir ve yumurta yiyen bir simit satıcısının, yediklerini kana ve sperme dönüştürme yeteneği karşısındaki acizliğini de itiraf etmeli değil midir?

 

Söyle yakınlaştırayım;

Öyle bir makine ürettik ki, süt koyuyorsun benzin çıkıyor!

Yumurta koyuyorsun, petrol çıkıyor!

Bunu yapabilseydik, dünyanın en zengin ülkesi ve süper gücü olurduk öyle değil mi?


Hiç kimse hayatından memnun değil…

Bekâr olan evlilik istiyor; evli olan boşanmak istiyor.

Arabası olan Ferrari istiyor; Ferrari’si olan helikopter istiyor…

 

Peki, sana İstanbul’u verseler ama yerine iki gözünü de isteseler, bu teklifi kabul eder miydin?

Şu halde, ne bu nankörlük?


Bir zengin sana gelse ve hediye olarak bir yalı, bir araba ve bir dükkan verse ama senden tek bir şey istese;

“Her gün beş kez bana cepten mesaj yollayacak ve şöyle diyeceksin; Teşekkür ederim abi…”

 

Peki, Allah’ın ﷻ sana verdiği ayakların o arabadan, gözlerin o yalıdan ve aklın o dükkandan daha önemli hediyeler değil mi?

Ve senin neden hiçbir mesajın yok!


Bu dünyada herkesin sınavı farklıdır;

 

“Savaşın” emri bize geldi ama kadınlar, yaşamları boyunca erkeklerden daha çok kan döküyor…


İHTİYARİ FİİL VE GAYRİ İHTİYARİ FİİL

 

İnsanların fiilleri iki türlüdür:

İhtiyari fiiller, Gayri ihtiyari fiiller.

Kalbimizin çalışması, midemizin acıkması, nefes alışverişimiz, gayri ihtiyari fiillerdendir.

Kalbine “dur bi yarım saat çalışma, kafa dinliyim” diyemezsin.

Yahut midene, “önümüzdeki 3 gün boyunca acıkmayı düşünmüyorum, lütfen beni rahatsız etme” de diyemezsin!

Senin seçiminde olmayan işte bu fiillerden hesaba çekilmeyeceksin…

 

İhtiyari fiilde ise, kişi gayret sarf eder ancak fiili yaratan Allah’tır… ﷻ

Kul, tarlaya tohum atar, başakları Allah bitirir.

Kul, sebeplere tevessül edince, Allah da o işi yaratır.

İlahi sünnet, bu sırayla cereyan eder…


“Allah neden bizi cehennemle korkutuyor” demek, “Devlet neden insanları hapishane ile korkutuyor” demek gibi!

Elbette ki suç oranları yükselmesin diye korkutuyor.

Eğer suçlu değilsen, hapishaneden korkmana gerek yok değil mi?


ÜÇ TANE KİTABIN VAR

 

Her insanın üç tane kitabı vardır:

 

  1. Kirâmen Kâtibîn. Bu kitap, sağ ve sol omzumuzdaki iki arkadaşımız olan yazıcı meleklerin yazdığı bir kitaptır.
  2. Hafıza kitabı. Yaşayıp gördüğümüz her sahne hafızamıza da kaydedilir. Bu yüksek kaliteli kayıt, mahşer günü bize sorulacak olan her sahneyi hatırlamamız ve itiraz edemememiz için zihnimizin içine yerleştirilmiştir.

Bir örnekle açıklamam gerekirse;

30 yıldır gitmediğin bir şehrin yollarını başlangıçta hatırlamakta zorlanırsın. Ancak şehre doğru yola çıktığında, anıların teker teker canlanır ve hatırlamaya başlarsın.

İşte hesap gününde bize sorulacak olan her şeyi de bu misaldeki gibi hatırlayacağız…

  1. Büyük kitap. İçinde kuru ve yaş hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı o kitap.

Hatta yapmadığımız iyiliklerin ve işlemediğimiz kötülüklerin dahi yazılı olduğu kitap.

Eğer bir hayra sebep olmuşsan, orada işlemediğin sevaplar göreceksin.

Ve eğer bir şerre sebep olmuşsan, orada kendi yapmadığın günahların da yazılı olduğunu göreceksin…

 

“Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa 85)


Yüz tane adamın toplanıp “Allah, Allah…” diye zikretmesine şaşıran ümmet, yüz bin kişinin, “Fener, Fener” diye zikretmesine hiç şaşırmıyor!

Ne oldu bizim akıllarımıza?


Her Cuma günü Ateist arkadaşına düzenli mesaj atan kardeşim;

Bu Cuma bütün dualarım senin için…


“Bu ayet benim aklıma yatmıyor hocam” diyor!

Aklına yatmıyorsa, aklını değiştireceksin; ayet değişmez!

 

Bu anahtar bu kilidi açmıyorsa, anahtarı değiştireceksin.

Kilit değişmez, anahtar değişir.

 

Bir futbol takımında işler iyi gitmiyorsa, hocayı değiştireceksin.

Futbolcuların tamamını değiştiremezsin, maliyeti yüksek olur…


Siz bu filmlerdeki zombilerin gerçek olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Ben her Ramazan’da, sokaklarda normalden çok daha ağır hareket eden bir sürü zombi görüyorum!

Sigara içemedikleri için beyinlerinin bir kısmını kullanamayan Müslüman zombiler…

Selam veriyorum, selamımı 10 saniye duraksadıktan sonra alıyorlar!

Baktıkları her insanı bir sigara suretinde görüyorlar tahminim.

Kısık gözlerle etrafa bakıyorlar ve oruç ayı boyunca mutsuzlar.

Allah ﷻ bu ümmetin gençlerini şu sigara belasından kurtarsın…


Takipçi: Hocam neden benim sorularıma cevap vermiyorsunuz. Size karşı bir edepsizlik mi işledim?

 

Hoca: Kardeşim, günde ortalama 100 soru geliyor. Bunların yarısını ancak cevaplayabiliyorum; o da önemli olanlar…

Demek ki senin sorular daha az önemli olan diğer yarı tarafta kalıyor.

 

“Cennette ilk yiyeceğimiz yemek nedir hocam?” gibi sorular…


ŞU NEFS İÇİN ALLAH’A ﷻ TÖVBE ETMEK, İDRAR İÇMEK GİBİ TİKSİNTİ VERİCİDİR!

 

Uçakları düştüğü için okyanusun ortasında plastik bir şişme botun üstünde yaşamak zorunda olan üç adam düşünün…

Yiyeceksiz bir müddet yaşanabilir ama suları yok!

Ne içecekler?

Deniz suyu içseler, içtikçe susatır ve beyindeki suyu da kurutur ve halisünasyonlar başlar…

Şu halde yağmuru bekleyecekler. Yağmur yağmazsa da, ilk yapacakları şey kendi idrarlarını içmek olacaktır.

 

Hatırlayın; depremde bina altında mahsur kalan kişilere sorulduğunda, birçoğu “idrarımı içerek hayatta kaldım” der.

Allah’a tövbe etmek; günahını itiraf ile yüzünü yere vurup mahçub olmak demektir ki, bu kusurumuzu kabulleniş ve bu yöneliş, nefsimiz için idrar içmek gibi tiksinti verici bir şeydir…


Cennete gidebilmek için iyi bir insan olmak yetmez;

Allah’ın kurallarına uymalısın!

 

Elbette ki O’nun yarattığı bir dünyada, kuralları da O koyar…


Tekwando ile alakalı 100 tane kitap okusan ama bir üstadın eğitim halkasına girmez ve ondan uygulamalı olarak bu dövüş sanatının inceliklerini öğrenmezsen, asla iyi bir dövüşçü olamazsın.

 

Sözlerimin doğruluğunu teyid etmek istersen, okuduğun kitapların üstüne 100 tane de dövüş filmi izle ve karşımda iki raund dayan…


Hangi yolda yürümen gerektiğine sen karar vereceksin.

Ebu Cehil müşrik öldü; oğlu İkrime şehid oldu! (Allah ondan razı olsun)

Seçim senin…


Arabasının üzerinde bir çizik görünce içi acıyan genç, derisinin üzerine koca koca resimleri dövme yaptırabiliyor!

 

Bedeninin, arabasından çok daha değerli olduğunu düşünememesi; araç kullanırken film izleyen birinin zekâ seviyesine sahip olduğunu gösteriyor…


Nasihate kulağı kapalı olanlar, kulaklık takıp asfaltta yürüyen gençler gibidir.

 

Korna ikazlarını duymadıkları için, hızla gelen bir arabanın altında ezilmekten kurtulamazlar…


+18 izleyebilir yazıyor bazı filmlerin girişinde!

Eğer Müslümansan, 8 de olsan 58 de olsan onu izleyemezsin kardeşim…


11 saat boyunca 4000 TL’lik klimanın altında oturuyor ve “bu yıl oruç tutmak çok zor hocam” diyor, güneşin altında kürek atasıca…


Biz Müslümanlar, Allah’ın ﷻ yönetmesini istiyoruz.

İnançsızlarsa, Allah’ı yönetmek!


HASTALIĞINA ÇOK ÜZÜLÜYORUM HOCAM!

 

Talebe: Hastalığınıza çok üzülüyorum hocam. Üç haftadır vaazlarınızı dinleyemedik.

Hoca: Kardeşim; şimdi sana 3 soru soracağım, bütün üzüntülerin bitecek;

 

  1. Bana gelen bu hastalık, Allah’ın ﷻ bilgisi içinde midir, bilgisi dışında mıdır?

“…Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin…” (En’am 59)

İnsan, yapraktan daha kıymetlidir biliyorsun değil mi?

 

  1. Hastalığımın ilerlemesi ya da gerilemesi, Allah’ın izni içinde midir, izni dışında mıdır?

“Hiçbir kimse, Allah’ın izni olmadan ölmez…” (Âl-i İmran 145)

Allah’ın izni olmadan ölmek mümkün değilse, hasta olmak da mümkün değildir.

 

  1. Şu halde Rabbimin, bu musibet sebebiyle günahlarımı temizlemesine mi üzülüyorsun?

İyileştin mi derviş?

Biraz ağrım var hocam!

Olur o kadar; hesaptan düşülür…


Futbolcu kardeşim;

Yeni imzalayacağın kontrata şu maddeleri de eklet imanın için:

 

  1. Formamın altına giydiğim şort, dizimin altına kadar gelecek. Avretimi kimseye gösteremem…
  2. Kulüp, içki ya da kumar olan göğüs reklamı alırsa, ben bu isyanın reklamını yapamam. Göğsümün üstündeki yazı silinecek ya da örtülecek.
  3. Formamım ambleminde herhangi bir put işareti(artı) var ise, Müslüman olduğum için silinecek.
  4. Ramazan’da farz olan orucu tutmam engellenmeyecek. Şayet deplasmana gideceksek, maç günü tutacağım orucu Ramazan’dan sonraki bir güne tehir edebilirim.
  5. Şampiyon olursak içkili kutlamalara katılmam. Ayrıca şampanya patlatıp üzerime püskürten takım arkadaşımı dövme hakkına da sahip olmalıyım.
  6. Hangi yönetici ve teknik direktör isterse istesin sakalımı kesmem. Sakal benim tesettürüm ve İslam işaretimdir.

İç sesim diyor ki, “Bırak şu helali-haramı!

Bi 30 yıl daha yaşa keyfince ve her şey serbest olsun…”

Diğer iç sesim de şöyle diyor:

“Peki ya sonra?..”


Derviş için Allah’ı ﷻ zikretmek, Sultanın kapısını her gün çalmak demektir. Asla vazgeçme!

Bir ağaçkakan gibi usanıp bezmeden kapıyı tıkla;

Eğer sabredersen, karşılık verecektir.

 

“…Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 153)


Her dua edişinde, önce kendin için af dilemelisin.

Zira hiçbir Peygamber, önce kendi için istiğfar etmeden, başkası için istiğfar etmemiştir.

 

Mesela, Adem (aleyhisselam): “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik” (A’raf 23);

Nuh (aleyhisselam): “Ya Rabbi, beni ana-babamı ve evime mü’min olarak giren herkesi bağışla” (Nuh 28);

İbrahim (aleyhisselam): “Ya Rabbi, beni, ana-babamı ve inananları bağışla” (İbrahim 41);

Musa (aleyhisselam) “Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla” demişlerdir. (A’raf 151)

 

Allah Teala, Muhammed (aleyhisselam)’a da “Hem kendinin hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile!” buyurmuştur… (Muhammed 19)


Bayan Takipçi: Hocam, aynı semtten sizi devamlı takip eden dört arkadaşız. Cevaplayamadığımız sorularımız oluyor. Sizi açık alanda bir yere davet etsek bizimle görüşür müsünüz?

 

Hoca: Hanımefendi, siz bayansınız; ben ise bir erkeğim.

Ve erkekler kadınlara düşkündür. Sorularınızı buradan sorunuz.

 

Bayan Takipçi: Hocam biz kendimize güveniyoruz, bir sıkıntı çıkacağını düşünmüyorum.

 

Hoca: Siz kendinize güveniyorsunuz ama ben nefsime güvenmiyorum…


Bizimle özel görüşmek isteyen bayan kardeşler; Lütfen bu mesajları atmayın!

Sorunuzu yahut sıkıntınızı yazın. Önemli gördüğüm sorulara muhakkak cevap yazarım biiznillah.

Siz anlattıklarıma yakınlaşın, benimle yakınlaşıp ne yapacaksınız? Evliyim ve iki çocuğum var…

 

Doksan dakikalık ömür maçının son otuz dakikasını oynuyorum kağıt üzerinde; uzatmalar da yok!

Her an oyuncu değişikliğiyle numaramın gösterilmesi ihtimalini söylemiyorum bile…


İman dereceni kontrol etmek ister misin?

Ramazan’ın gidişine üzülüyorsan ve hiç bitmesin istiyorsan, güçlü bir imanın var;

Yok, eğer seni terk etmesine seviniyorsan, zayıf bir imanın var demektir bilesin…


Oruçlarınızdan iki misli sevap kazanmanın yöntemini açıklıyorum:

Sahurda acılı sucuklu ve pastırmalı yumurta; bol tuzlu ve pul biberli yiyin!

Peşinden hiç su içmeyin ki nefse muhalefet olsun(!)

Sonra da oruca niyet edin, sabah namazını kılın ve yatın!

“Suuu, su!” diye Allah’ı ﷻ bolca zikredeceğiniz uzun bir gün sizi bekliyor…


Çantacılar, tekstilciler ve turizmciler, hızlı satış sezonlarının bitmesini hiç istemezler.

 

Aklı zayıf Müslümanlar ise, bire bin veren büyük kazanç ayı Ramazan’ın bitmesini dört gözle bekliyor!


Şahısların hatasını İslam’a yüklüyorsun!

Hacıyı, hocayı bahane ediyor da, namaza ve cemaate küsüyorsun!

 

Peki neden açgözlü patronları bahane edip çalışmaya ve para kazanmaya küsmüyorsun?

El insaf, biraz insaf…

Hatalı olan insandır, İslam değil…


Ne yap, et; Peygamberinin hayır duasını almaya çalış!

Allah ﷻ Musa Nebi’nin bir duasıyla, kardeşi Harun’u da Peygamber yapmıştı hatırla… (O iki kardeşe selam olsun)

 

“Bana ailemden birini yardımcı yap,”

“Kardeşim Harun’u.”

“Onunla gücümü arttır.”

“Onu işime ortak et.”

“Ki Seni çok tesbih edelim.”

“Ve Seni çokça analım.” (Tâhâ 29-34)

“Mûsâ’ya ve Hârun’a selam olsun.” (Saffât 120)


İstiğfar ile tövbe farklı şeylerdir…

İstiğfar, geçmişe dair işlenen günahlar için bağışlanma talebidir.
Tövbe ise, geleceğe dair itaatkar bir yaşam tarzı sürmek adına Allah’a ﷻ yapılan bir yöneliş hamlesi…

 

“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin…” (Hûd 3)


Çamurlu su, güneşi yansıtmaz ama berrak su güneşi yansıtır.

Burada suç güneşe değil, kirlenmiş olan suya aittir…

 

Tıpkı bunun gibi, kalpler de kirlenmiş kalpler ve berrak kalpler olarak ikiye ayrılır.

İlahi tecelliler her gün bu iki kalbe de güneş gibi yansır, ama müşahedeler ancak temiz kalanlara nasib olur…

Peygamberimiz ﷺ parmağıyla ayı gösterirken, müşriklerin çoğu gösterdiği yere değil parmağına bakıyordu, hatırla…


İftar saatiniz, ayaklarınız hangi şehirdeyse, o şehre göredir.

Bunun gibi, vücudunuz hangi ülkedeyse, bayram günü de o ülkeye göredir. Bayramınız mübarek olsun…


Gevşeklik ve tembellikten kurtulabilmek için bir meşguliyetin olmalı.

Meşguliyeti olmayan kişi, şeytanın meşguliyeti olur.

 

Sakın, ilmim kuvvetlendi deyip sohbet meclisini de bırakma!

Uçmayı öğrensen bile, okçular tepesinden ayrılma.

Senden çok daha hayırlı olanlar, ayrıldıkları için hep pişman oldular, unutma!


Zifaf ile zinanın arasını ayıran şey, nikâhtır…

 

“Zina, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ 32)


Bilim der ki; Yeri tutan dağdır.

Kur’an der ki; Dağı tutan Allah’tır… ﷻ

 

“Allah, yeryüzü sizi sarsmasın diye oraya sabit dağlar yerleştirdi…” (Nahl 15)


Menfaatine hiç uymasa da hiç işine gelmese de yalan söyleme ve doğruluktan ayrılma!

 

Çünkü “…Doğru erkeklerle doğru kadınlar… var ya, işte onlar için Allah, bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb 35)


Takipçi: Bizim cami hocası ikinci hanımı almış hocam ne dersin?

Hoca: Sen de al kardeşim! Şartları yerine getirebilirsen helaldir, ruhsat var!

Takipçi: Ne diyorsun hocam, hanım gece keser beni!

Hoca: E sen de ilk evliliğini mafyayla yapmayacaktın…


Gerçekten, her şeyi Allah mı yarattı hocam?

 

– Hep isabet edene, tesadüf denir mi kardeşim?

 

50 defa yazı tura atıyoruz ve hepsinde yazı geliyor!

Buna tesadüf mü dersin, kurgu mu? Ne dersin?


Tesadüf varsa, Allah ﷻ yoktur!

Allah varsa, tesadüf yoktur; tevafuk vardır…

Bi karar vermelisin…


Sohbet meclisine gelip adam ayartmaya çalışan şeytanın durumu şudur:

Şubat kışında, karların içinde müşteri bekleyen dondurma kamyonu…


Beni cemaatten ayıramazsın ey Şeytan!

Tek bir dalı kırabilirsin, ama bi deste dalı asla!


Her insanın hata yapabildiği gibi ben de hata edebilirim!

 

Beni sorgulaman, İslam’ı sorgulaman anlamına gelmiyor, korkma!


Takipçi: Hocam dediğinizi yaptım, haramdan kaçtım. Ertesi gün başka bir iş kapısı açıldı. Allah sizden razı olsun, Allah başımızdan eksik etmesin sizi.

 

Hoca: “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.” (Talak 2-3)


Kur’an, anne-babamıza bile “öf” demeyi yasaklamışken; onları yaratanın sana verdiği bir musibet karşısında,

Allah’a ﷻ nasıl “öf” dersin?


Kemalistler, Batı’nın bizi yönetmesi gerektiğine inanıyor!

Biz Muhammedîlerse, dünyayı bizim yöneteceğimize inanıyoruz…

 

Buna inanmakta güçlük çekenler, 20 yaşında çağ kapatıp yeni bir çağ açan dedemizi incelesin…


Faaliyete ve amele dökülmemiş olan bilgiler, kağıt üzerine çizili olan evlerin planlarına benzer.

 

Evler inşa edilmedikçe, kimse o kağıtların içindeki planlarda yaşayamaz…


Bilim, resmi metheder;

Kur’an, Ressamı…

Bilim, güneşin kuvvetini anlatır;

Kur’an, yörüngeye oturtanın kuvvetini…

Bilim, balın faydalarını delillendirir;

Kur’an, arıya bal yapmayı öğreteni…


Rabıtası olmayan hiçbir insan yoktur.

Kimi Allah’ın ﷻ karpuzuna; kimi Allah’ın Peygamberine  ﷺ rabıta eder…

 

Sıcak Ramazan günlerinde, iftara yakın zamanlarda bazen suya rabıta ettiğimi de itiraf ediyorum…


Tasavvufta anlayamadığın bir söz işitirsen, hemen güvenli Şeriat sahiline kaç!

Orası kurtuluştur…

 

Ebu Hüreyre (radiyallahü anh) şöyle demiştir:

“Resûlullah’dan (aleyhisselatü vesselam) iki kap (dolusu) ilim öğrendim.

Birisini yaydım; anlatıp herkese duyurdum.

İkincisini söyleyecek olsam, şu boğazım kesilirdi.” (Buhârî, İlim, 42)


Hindi yemek helal, Yılbaşı gecesi yemek haramdır.

“Bence haram değil” demek ise, “kafirlere benzemek helaldir” demek olur ki, bu da küfürdür!


Aslında iyi birisiydi hocam!

Son anlarında şehadet getiremedi ama şöyle dedi:

 

“Bilgisayarımın arama geçmişini silin…”


Abdest alırken kollar, abdest suyu dirseğe doğru akacak şekilde yıkanır.

Bugün doktorlar da ellerini bu şekilde yıkarlar.

Çünkü bu yıkama şekliyle mikroplar, suyun son akış noktası olarak en çok kullanılan parmak uçlarında değil, dirsekte toplanır…

 

Neden İslam yönetmelidir?

Çünkü İslam, mikrobun varlığının bile bilinmediği 7. yüzyılda, parmaklarımızı mikroplardan korumanın yöntemini abdestle bize öğretmiştir.


İtikad, kalbin amelidir. Doğru iman buradan başlar…


Küçük adımlarla başla!

2 kişiye, 4 kişiye yap davetini; sayılar mühim değil…

Samimi olursan, Allah ﷻ tesir verecek ve etrafın taliplilerle çevrilecek.

Alacağın dualar artacak ve manevi ticaretin büyüyecektir.

Cihan Devleti Osmanlı, bir çadırda kurulmuştu, küçümseme…


Ümmetin gençlerinin geleceği için, senin de biraz risk alman gerekmiyor mu Müslüman?


“Dünyaya bir kere geliriz” deyip içiyorsun da;

Ahirete de bir kere gideceksin…


Kur’an, Peygamber ve Alimler…

Harita, Pusula ve Rehberler…


Allah ﷻ yolunda cihadda, kafası kopsa da ısırdığı şeyi bırakmayan bir karınca azminde olmalısın derviş…


“Erkekler ağlamaz” dediler bize!

Oysa dünyada en çok ağlayan insan, Adem aleyhisselam’dı…


O küçümsediğin kişinin, bu dine senden daha faydalı olup olmayacağını bilmiyorsun ki!

Ortalığa mikrop saçmakta olan bir gübre bile, ehil olan bir bahçıvanın elinde, çiçeklere, ağaçlara ve meyvelere hayat olur, can olur…


Sigara paketinin üstünde, “Öldürür” ikaz yazısı var.

Keşke kötü arkadaşların üzerinde de “Cehenneme götürür!” yazısı olsa…


Takipçi: Hocam ben dört büyük melekle görüşemez miyim?

Hoca: Dördüyle değil ama biriyle kesin tanışacaksın…


Adem Nebi, cennette olmasına rağmen kadınsız yapamadı!  Bir gün değil, her gün kadın…

(O ikisine selam olsun!)


“…Şüphesiz, şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisâ 76)

“…Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Muhakkak sizin tuzağınız çok kuvvetlidir.” (Yusuf 28)

 

En tehlikeli kadın, reddedilen kadındır.

Reddedilen bir kadının tuzağı, şeytanı bile şaşırtır!

Bakınız: Diriliş / Aslıhan hatun


Gerçek kahramanlar, sonunu ve son nefesini düşünenlerdir…


Başına bir musibet geldiğinde “neden ben?” deme; “neden ben olmayayım ki?” de!

Peygamberlere bile isabet eden, neden sana da isabet etmesin ki?

Senin ne özelliğin var; seçilmiş kişi misin sen? Choosen one mısın?

Sonra, sana bu kadar nimet verilirken “neden ben” demiş miydin hiç?

 

“… Onları biz, bazen nimetlerle, bazen de musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka dönerler diye.” (A’raf 168)


Kıyamet alametleri, depremin alametleri gibidir.

Olacak olan tam saati kimse bilemez, ancak küçük sarsıntı işaretlerinden büyük depremin yakınlaştığı anlaşılabilir.

Ne nasipliyiz ki, son Peygamber Muhammed ﷺ en büyük depremin küçük ve büyük tüm alametlerini bize bildirmiştir…

(Şüphesiz, Allah’ın Peygamberi doğru söyledi)


İlim ikidir: Veraset ilmi ve Ledün ilmi.

Veraset ilmi çalışmakla elde edilen; Ledün ilmi ise, ilahi mevhibe olarak, emeksiz elde edilendir.

Resulullah ﷺ ve sahabilerinden      bize tevarüs eden veraset ilmini talep etmeden ledün ilmine sahip olunduğu iddiasında bulunmak, sahte sufilerin çokça istismar ettiği bir meseledir.


Evden çıkarken yanına alacağın ilk şey evin anahtarı olur.

Dünyayı terk ederken yanına alman gereken en önemli şey de Kelime-i Şehadet anahtarı olmalıdır.

 

O anahtar olmadan hiçbir kapıyı açamazsın…


Tam yumurtayı tavaya kıracakken, fırının üstüne düşürüverdin açlığın ve acelenle!

Çoğu zaman planların tutmaz ve aksilikler olur dünyanda…

Hemen diğer yumurtaya uzat elini; tutulup kalma, bekleme yapma!

Ömür gazın yanmaya devam ediyor zira…


Keşke Peygamberim zamanında yaşasaydım diyorsun da;

Daha namazını bile kılamıyorsun be güzelim…


Durum ne kadar zorlu olursa olsun, gerçekleri söyle!

Yalan söylediğinden çok daha az pişman olacaksın emin ol…


Bekârlık, şeytanın sultanlığıdır!

Bir an evvel evlenin…


Umre ya da Hac fırsatı geldiği anda sakın tehir etme!

İşlerin bozulabilir ve bir daha gitmeye hiç fırsatın olmayabilir…

Kutuda kalan son kestane tatlılarını “yarın yerim artık” dersin ama yarın bir bakarsın ki kestaneler bozulmuş!

Pişman olur ve “keşke dün yeseydim” dersin ama otobüs kalktı artık…


Her zaman Müslüman olduğunu söylemek zorunda kalıyorsun!

Oysa duruşun ve ahlakın, “ben Müslümanım” diye haykırmalıdır; söze gerek yok.

Bir adamın üstünde polis üniforması gördüğünüzde, “bu polistir” dersiniz.

İslami ahlak da böyle sınıfımızı göstermelidir.

Kalabalıkların içine girdiğimizde hemen onlara benzemeyeceğiz.

Duruşumuz ve imanımız sallanmayacak, sarsılmayacak…


Bizim inandığımız dinde, bir kadına hayatını ipotek etmeden saçının telini göremezsin!

İslam’da kadın bu kadar kıymetli bir mücevherdir…


Düşüşünü görmek için el ovuşturan insanlar var etrafında.

Halbuki küçücük bir destek cümlesiyle bile, Allah yoluna yaptığın hizmetlerin sevabına ortak olabilirlerdi; pay alabilirlerdi tükenmeyen sermayeden…

Hasedi, nasibinin diz kapağına sıkmış nasipsizler çok…


Sevgi dolu bir insan ve etrafa enerji saçabilen bir kul olabilmen için bir kere affetmen yeterli.

Sana kötülük yapan o kişiyi affet.

Zira affetmek bir keredir; kin gütmekse devamlı…

Devamlı aynı kötülükleri hatırlaman ve hafızanda canlandırman, diri tutman gerek kinin için!

Ama sen affet ve karanlıklar gitsin. Sırtındaki yükler bitsin…

Yalnız, affetmeyeceğin iki kişiyi de asla unutma!

Vatanına ihanet edeni ve İslam’a ihanet edeni asla affetme!

Allah ﷻ için buğzunu diri tut…


Allah’ı ﷻ hatırlamak için mi, unutmamak için mi zikrediyorsun? Hangisisin derviş?

 

“Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” (Ahzab 41)


Zamanın kısıtlı!

Tüm kitapları satın alıp okuyamaz, ya da tüm sohbetleri izleyemezsin.

Buna ne paran ne de vaktin yeter.

Hadislerde methedilen tüm nafile ibadetleri de yapamazsın; ne zamanın, ne de gücün yeter.

Şu halde bir strateji yapmak ve önceliklerini belirlemek zorundasın…


Her insanda ego denilen bir durum vardır.

Buna nefs, enaniyet ve benlik de denilir.

Bu, her meselede önce kendi menfaatini düşünme duygusudur.

Egoyu yok etmenin yolu, onu Allah yolunda kullanmaktır.

Hırs, egonun beslendiği en önemli enerji kaynağıdır.

İki yanı keskin bir bıçak gibidir.

Hırsımızı dünya sevgisi için kullanırsak, bıçak ruhumuzu ve İslam fıtratımızı keser. Parçalar, böler…

 

Hırsımızı hayırda yarışmak ve iyiliklerde Müslümanları geçmek için kullanırsak, aynı bıçağın ucu bu kez de nefsi ve şeytanı keser…


İhtiyarlık, Allah’ın ﷻ kendisine dönmesi için kuluna verdiği bir nimettir.

Rab Teala, ihtiyarlık verdiği kula manen şunu söyler:

“Ben senin bedenine acziyet verdim kulum. Nefsini aciz düşürdüm.

Zina edeyim desen edemezsin. Gasp yapayım desen yapamazsın. Adam döveyim desen olmaz…

Artık nefsini zayıf düşürdüm ki bana kolayca dönesin.

Şu ihtiyar halinde de bana dönmezsen, ne zaman döneceksin?”


Neden gözlerime bakamıyorsun?

Yine etimi mi çiğnedin zombi gibi?

 

Ebû Hüreyre (radiyallahü anh) rivayet ediyor; Resulullah (aleyhisselatü vesselam) buyurdular ki:

 

“Müminin dört düşmanı vardır:

Kendisine hased besleyen mü’min,

ona kin duyan münafık,

yoldan saptıran şeytan

ve onunla savaşan kâfir.” (Camiussağir 7352)


Edepsize müsâmaha, edebliye hakarettir…


Yine söyle!

Başka kelimelerle yinele…

Bugün anlamazsa da yarın anlar belki.

Anlayacağı günün hangi gün olacağını sen bilemezsin ki…


Hayır, seninle Allah ﷻ arasına girmiyorum;

Seninle Şeytan’ın arasına giriyorum…

 

“Şeytan onları kuşattı. Böylece Allah’ın zikrini onlara unutturdu. İşte onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Şeytanın taraftarları, gerçekten hüsranda olanlar, onlar değil mi?” (Mücadele 19)


Teravihe giderken jet hocalardan uzak durun!

Namaz ile alay eden küfre girer zira…


Ellerini bile kaldıramayan, kas hastalığına düçar olmuş kardeşim, ima ile nasıl namaz kılabileceğini soruyor!

 

Şu sağlıklı haline rağmen namaz kılmadığından dolayı utanmalısın Müslüman, utanmalısın…


Her konuşmamın kaydedildiği gibi, sosyal medyadaki her yazışmamın da kaydediliyor olduğunu unutturma Allah’ım!


Bizler, Muhyiddin-i Arabi, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Yunus Emre gibi sufileri, Allah’ın ﷻ dostları ve sadıklar olarak kabul ederiz.

 

Kitaplarında geçen, Vahdeti Vücud akidesine dair olan ve avamın söylemesi caiz olmayan sözlerini, o makamların ehli olan alim sûfilere (İmamı Rabbani gibi) tevdî eder ve bu zatlardan hiçbirini tekfir etmeyiz…

 

“Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ 36)


İnsanlık tarihine baktığımızda iki temel yöneliş görürüz.

Birinci kitle, Peygamberlere ve talebelerine tâbi olup vahye göre hayatlarını inşa ederek dünya ve ahirette kurtulanlardır.

 

İkinci grup ise, kendi heva ve teorilerini şaşmaz gerçek olarak kabul eden felsefecilerin yolunda gidenlerdir.

Bu yolun yolcuları, yanılmayan vahye ve Peygamberine tâbi olmadıklarından, hayatlarının sonuna kadar şüphe ve çelişkiler çölünde su aramaya devam etmiş olan serap tutkunlarıdır…

 

Emir el mü’minin İmam Ali (radiyallahü anh) şöyle dedi:

 

“Bilgisizlik şüpheyi doğurur;

Şüphe inkarı doğurur;

İnkar ise küfre götürür.”


Kendi şeyhini, diğer şeyhlerden üstün görüp böbürlenen cahil sûfiye, şu hadisi şerif bir tokat mesabesindedir:

 

“Hiçbir kula, benim Yunus İbni Matta’dan daha hayırlı olduğumu söylemek yaraşmaz.”

(Buhari, Enbiyâ 24, 25; Müslim, Fedail 166, 167; Tirmizi, Salât 20.)


Tarikatlerin üç ana görevi vardır:
1. Kim tarafından ve neden yaratıldığını hatırlatmak; haramlara tövbe ettirip ibadetlere yaklaştırmak suretiyle kulların imanını kurtarmak.
2. 14 asırlık bozulmamış İslam’ı, yani ana cadde olan Ehli Sünnet akidesini öğretmek suretiyle, kulların neye nasıl inanacakları konusundaki şüphelerini gidermek.
3. İlim kanadına meyilli olanları ilimde ilerletmek; maneviyat kanadına meyilli olanları seyri sülük yaptırmak suretiyle velayete hazırlamak. (Bu son madde, dervişlerin çok azına nasib olur)
* Velayet: Allah’a yakın olan bir dostluk…


Sosyal medya hesabınızı bir medreseye çevirebilirsiniz…
Her gün İslam’a dair bir iki mesele öğrenebileceğiniz Ehli sünnet kişileri takip ediniz.
“Hergün bir mesele öğrenen yahut bir an bile olsa derslere devam eden kişi ilim talabesi sayılır…”
İbni Abidin (rahmetullahi aleyh)


Nedir bu kabullenişin?
Kaldır başını yerden!
Savaş kaybetmeyen lider mi var dünyada?
Bir Müslüman, yenildiğinde bitmez; bıraktığında biter…


Namaz, aceleyle aradan çıkarılması gereken bir borç değil;
sindirerek agırca yenmesi gereken üst kalite bir yemektir…


Hoca, her talebeye aynı dersi okutur;
Mürşid, her talebeye kabiliyetine göre okutur…
Hoca, talebeye nazari ve kavli (sözlü) olarak eğitim verir;
Mürşid, amelî ve tatbiki olarak eğitir…


Zikrinden lezzet alamıyorsan, “hala” deme, “Allah” de!
Zikri hızlı çekersen “hala, hala” dersin; ağırca ve sindirerek çekersen “Allah, Allah” dersin…


Takmış gözlükleri; yaka, bağır açık!
Dudağının altında bi garip sakalcık…
Bütün korku filmlerinde ilk gözlüklüler ölür, dikkat et ama!
“Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.” (İsrâ 37)


İşler değişti artık! Bana Face arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyliyim…

“Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 19, Tirmizi, Zühd, 45)


Kaderden kaçmak bile kaderin üzerine koşmaktır.
O’nun bilgisi dışında iş olmaz…


Günde 70 defa tevbe eden Peygamberin, 7 defa tevbe etmeyen ümmetiyiz!
Bari bugün…
“Hâlâ mı Allah’a tövbe etmezler ve O’ndan bağışlanma istemezler? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Mâide 74)


İlaç kullanan bazı kuluna şifasını verir, bazısına da vermez O…

Sınav sorularını öğretmen seçer, öğrenci değil!

“(İbrahim şöyle demişti:) Hastalandığımda da O bana şifa verir.” (Şuarâ 80)


Yanlış birşeyler yaptığın zaman, çocuğuna ceza verir gibi ceza ver nefsine.

Bazen kalbini temizleyebilmek için çocuklaşmalısın…


Gönül, melekle şeytanın arasındadır. Hangisini daha çok dinlerse, ona benzer…


Ateş ve barut el ele tutuşamaz!

Ateş ve barut aynı odada oturamaz!

Ateş ve barut kavuşursa, patlamadan duramaz!

Bu misaldeki ateş, kadın; barut erkektir.

Her nikahsız ilişki, bir ahlakın patlaması ve her iki ruhta da derin yırtıklar bırakmasıyla sonuçlanır…

“Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ 32)


Klimalı odadayken her şey normal ve sıradan…

Güneş alan klimasız odaya geçtiğimdeyse aklıma gelen ilk cümle:

“Şu klima ne büyük nimetmiş Allah’ım!”

Bu cümleyi klimanın altındayken de kurabildiğim gün, üst kalite bir Müslüman olduğum gündür işte…

“Size ulaşan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O’na yalvarır yakarırsınız.” (Nahl 53)


Bu güne kadarki paylaşımlarım 5 yüz bin kez beğenilmiş; mesaj geldi!

5 yüzbin beğeni, 5 yüzbin sevap getirmediyse, 5 para etmez…


Güneşten dünyaya sadece ısı ve ışık gelmez. Öldürücü radyasyon rüzgarları da gelir. Ancak ısıyı ve ışığı çeken bilinçli atmosfer, canlı yaşamı yok edecek olan radyasyona izin vermez. Sorum basittir; Dünyamızın koruyucu zırhı olan bu atmosfere, faydalı ve zararlı olanlar arasında bir seçim yapmasını kim öğretmiştir? “Ve gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık.” (Enbiya 32)


Nice Kur’an’ı kekeleyerek okuyan var ki, onunla amel etmeyen hafızlardan çok daha fazla sevap kazanıyor.

Allah Teala, Kur’an’ı tekleyerek dahi olsa okuyup amel edenleri, ezberleyip yaşamayanlardan daha çok seviyor…

Âişe: “Peygamberin ahlâkı Kur’an’dır” dedi. (Müslim)

(Salat ve selam üzerlerine olsun)


Talebe: Bazen sözleriniz çok acı veriyor hocam!

Hoca: Bazen çürük dişinden kurtulmak için biraz acıya dayanmalısın kardeşim…


İnsanları memnun edeyim dersen, 40 takla atman lazım günde…
Sen bırak insanları da, Allah’ı memnun etmeye çalış.
Kulların birini memnun etsen, diğerini edemezsin zira…


Erkeğin kadına olan ihtiyacı, kadının erkeğe olan ihtiyacından daha fazladır.
Bu yüzden nikahta mehri erkek verir ve kadının bütün ihtiyaçlarını karşılama görevi de erkektedir.
“Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer onlar gönül rızasıyla size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.” (Nisâ 4)


Belediye anons yapıyor: “Şu 10 mahalleye 2 gün boyunca su veremeyeceğiz” diye…
Herkes kovalarına su depolamaya başlıyor, deposu olan dolduruyor.
Resmi anons yapılmış zira; bu su kesilecek biliyorsun.
124 bin Peygamber, “hesap günü gelecek ve ödeme yapacaksın” dedi sana!
Belediyeden çok daha dürüst olan Allah elçilerinin bunca ikazına rağmen neden hazırlık yapmıyorsun?
“De ki: “Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.” (Enbiyâ 45)


Coşku, heyecan, iştiyak ve gözyaşı, kavuşuncaya kadardır.
Kavuştukta, coşkun ırmakların deryaya kavuşması gibi sükûnet başlar aşıkta…


Sohbet de bir rızıktır.
Kimin kovası ne kadar geniş ise o kadar nasib alır…

Sorunlarını çözmez ve birikmesine izin verirsen, daha büyük sorunlar ortaya çıkar.
Küçük hastalıkların tedavisini yapmazsan büyük hastalıklara dönüşürler…

İslam’ı bilmediğin zaman, ihtiyaçlarının kölesi olarak yaşarsın…

Herkes gibi işe gidiyorsun, eve dönüyorsun.
Büyük yığınlar gibi programlandığın köleliğe hizmet ediyorsun.
Fakat Allah’ın dini için hiçbir şey yapmıyorsun.
Şimdiki sözlerim acı verecek:
Sen boş bir adamsın!



kerem önder, kerem önder youtube, kerem önder vikipedi, kerem önder video, kerem önder video izle, kerem önder twitter, kerem önder şiir, kerem önder sohbetleri, kerem önder sohbet, kerem önder sohbet izle, kerem önder nereli, kerem önder medine, kerem önder kime bağlı, kerem önder kimdir, kerem önder kim, kerem önder instagram, kerem önder ilahi, kerem önder hoca, kerem önder hoca kimdir, kerem önder hd video izle, kerem önder hangi tarikatten, kerem önder hangi cemaatten, kerem önder facebook, kerem önder ekşi, kerem önder beyt, kerem önder beyit, kerem onder, kerem onder youtube, kerem onder vikipedi, kerem onder video, kerem onder video izle, kerem onder twitter, kerem onder şiir, kerem onder sohbetleri, kerem onder sohbet, kerem onder sohbet izle, kerem onder nereli, kerem onder medine, kerem onder kime bağlı, kerem onder kimdir, kerem onder kim, kerem onder instagram, kerem onder ilahi, kerem onder hoca, kerem onder hoca kimdir, kerem onder hd video izle, kerem onder hangi tarikatten, kerem onder hangi cemaatten, kerem onder facebook, kerem onder ekşi, kerem onder beyt, kerem onder beyit, ismail hakkı toprak, ismail hakkı toprak hazretleri, ismail hakkı toprak hazretleri silsilesi, ismail hakkı toprak efendi, ismail hakkı efendi, ismail hakkı efendi kimdir, ihramcizade, ihramcizade ilim yayma, ihramcizade ilim yayma dernegi, ihramcızade ismail hakkı toprak sözleri, ihramcızâde ismail hakkı toprak sivâsî, ihramcızade ismail hakkı toprak kitapları, ihramcızâde ilim yayma derneği, namaz hakkında sohbet yazıları, namaz ile ilgili sohbet yazısı, dini sohbet izle youtube, dini sohbet izle dinle, sohbet video izle, sohbet videoları, sohbet videosu, ehli sünnet vel cemaat, ehli sünnet yolu, ehli sünnet itikadı, ehli sünnet vel cemaat nedir, ehli sünnet nedir,