kerem onder

İhtiyarlık, Allah’ın, kendisine dönmesi için kuluna verdiği bir nimettir.
Rab Teala, ihtiyarlık verdiği kula manen şunu söyler:
“Ben senin bedenine acziyet verdim kulum. Nefsini aciz düşürdüm.
Zina edeyim desen edemezsin. Gasp yapayım desen yapamazsın. Adam döveyim desen olmaz…
Artık nefsini zayıf düşürdüm ki bana kolayca dönesin.
Şu ihtiyar halinde de bana dönmezsen, ne zaman döneceksin?”


Bekarlık, şeytanın sultanlığıdır!
Bir an evvel evlenin…


Her insanda ego denilen bir durum vardır.
Buna nefs, enaniyet ve benlik de denilir.
Bu, her meselede önce kendi menfaatini düşünme duygusudur.
Egoyu yok etmenin yolu, onu Allah yolunda kullanmaktır.
Hırs, egonun beslendiği en önemli enerji kaynağıdır. İki yanı keskin bir bıçak gibidir.
Hırsımızı dünya sevgisi için kullanırsak, bıçak ruhumuzu ve İslam fıtratımızı keser. Parçalar, böler…
Hırsımızı hayırda yarışmak ve iyiliklerde Müslümanları geçmek için kullanırsak, aynı bıçağın ucu bu kez nefsi ve şeytanı keser…


Zamanın kısıtlı!
Tüm kitapları satın alıp okuyamaz, ya da tüm sohbetleri izleyemezsin.
Buna ne paran, ne de vaktin yeter.
Hadislerde methedilen tüm nafile ibadetleri de yapamazsın; ne zamanın, ne de gücün yeter.
Şu halde bir strateji yapmak ve önceliklerini belirlemek zorundasın…


Düşüşünü görmek için el ovuşturan insanlar var etrafında.
Halbuki küçücük bir destek cümlesiyle bile, Allah yoluna yaptığın hizmetlerin sevabına ortak olabilirlerdi; pay alabilirlerdi tükenmeyen sermayeden…
Hasedi, nasibinin diz kapağına sıkmış nasipsizler çok…


Her zaman Müslüman olduğunu söylemek zorunda kalıyorsun!
Oysa duruşun ve ahlakın, “ben Müslümanım” diye haykırmalıdır; söze gerek yok.
Bir adamın üstünde polis üniforması gördüğünüzde, bu polistir dersiniz. İslami ahlak da böyle sınıfımızı göstermelidir. Kalabalıkların içine girdiğimizde de hemen onlara benzemeyeceğiz.
Duruşumuz ve imanımız sallanmayacak, sarsılmayacak…


Sevgi dolu bir insan ve etrafa enerji saçabilen bir kul olabilmen için bir kere affetmen yeterli.
Sana kötülük yapan o kişiyi affet. Zira affetmek bir keredir; kin gütmekse devamlı…
Devamlı aynı kötülükleri hatırlaman ve hafızanda canlandırman, diri tutman gerek kinin için!
Ama sen affet ve karanlıklar gitsin. Sırtındaki yükler bitsin…
Yalnız, affetmeyeceğin iki kişiyi de asla unutma!
Vatanına ihanet edeni ve İslam’a ihanet edeni asla affetme!
Allah için buğzunu diri tut…


Umre ya da Hac fırsatı geldiği anda sakın tehir etme.
İşlerin bozulabilir ve bir daha gitmeye hiç fırsatın olmayabilir…
Kutuda kalan son kestane tatlılarını ‘yarın yerim artık’ dersin ama yarın bir bakarsın ki kestaneler bozulmuş!
Pişman olur ve keşke dün yeseydim dersin ama otobüs kalktı artık…


Durum ne kadar zorlu olursa olsun, gerçekleri söyle; yalan söylediğinden çok daha az pişman olacaksın…


Evden çıkarken yanına alacağın ilk şey, evin anahtarı olur.
Dünyayı terkederken yanına alman gereken en önemli şey, kelimei şehadet anahtarı olmalıdır.
O anahtar olmadan hiçbir kapıyı açamazsın…


Başına bir musibet geldiğinde “neden ben” deme; “neden ben olmiyim ki” de!
Peygamberlere bile isabet eden, neden sana da isabet etmesin ki?
Senin ne özelliğin var; seçilmiş kişi misin sen? Choosen one mısın?
Sora, sana bu kadar nimet verilirken “neden ben” demiş miydin hiç?..
“… Onları biz, bazan nimetlerle, bazan da musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka dönerler diye.” (A’raf 168)


Keşke Peygamberim zamanında yaşasaydım diyorsun da;
Daha namazını bile kılamıyorsun be güzelim…


Tam yumurtayı tavaya kıracakken fırının üstüne düşürüverdin, açlık ve acelenle!
Çoğu zaman planların tutmaz ve aksilikler olur dünyanda.
Hemen diğer yumurtaya uzat elini; tutulup kalma, bekleme yapma!
Ömür gazın yanmaya devam ediyor zira…


İlim ikidir: Veraset ilmi ve Ledün ilmi.
Veraset ilmi çalışmakla elde edilen; Ledün ilmi ise, ilahi mevhibe olarak, emeksiz elde edilendir.
Resulullah aleyhisselam ve sahabilerinden bize tevarüs eden veraset ilmini talep etmeden ledün ilmine sahip olunduğu iddiasında bulunmak, sahte sufilerin çokça istismar ettiği bir meseledir.


Kıyamet alametleri, depremin alametleri gibidir.
Olacak olan tam saati kimse bilemez, ancak küçük sarsıntı işaretlerinden büyük depremin yakınlaştığı anlaşılabilir.
Ne nasipliyiz ki, son Peygamber Muhammed aleyhisselam, en büyük depremin küçük ve büyük tüm alametlerini bize bildirmiştir…
(Şüphesiz, Allah’ın Peygamberi doğru söyledi)


“…Şüphesiz, şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisâ 76)
“…Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Muhakkak sizin tuzağınız çok kuvvetlidir.” (Yusuf 28)
En tehlikeli kadın, reddedilen kadındır.
Reddedilen bir kadının tuzağı, şeytanı bile şaşırtır!
Bakınız: Diriliş / Aslıhan hatun


O küçümsediğin kişinin, bu dine senden daha faydalı olup olmayacağını bilmiyorsun ki!
Ortalığa mikrop saçmakta olan bir gübre bile, ehil olan bir bahçıvanın elinde, çiçeklere, ağaçlara ve meyvelere hayat olur, can olur…


Küçük adımlarla başla!
2 kişiye, 4 kişiye yap davetini, sayılar mühim değil…
Samimi olursan, Allah tesir verecek ve etrafın taliplilerle çevrilecek.
Alacağın dualar artacak ve manevi ticaretin büyüyecek.
Cihan Devleti Osmanlı, bir çadırda kurulmuştu, küçümseme…


Adem Nebi, cennette olmasına rağmen kadınsız yapamadı! Bir gün değil, her gün kadın…
(O ikisine selam olsun!)


Sigara paketinin üstünde, “Öldürür” ikaz yazısı var.
Keşke kötü arkadaşların üzerinde de, “Cehenneme götürür!” yazısı olsa…


Takipçi: Hocam ben dört büyük melekle görüşemez miyim?
Hoca: Dördüyle değil ama biriyle kesin tanışacaksın…


Rabıtası olmayan hiçbir insan yoktur.
Kimi Allah’ın karpuzuna, kimi Allah’ın Peygamberine rabıta eder…
Sıcak Ramazan günlerinde, iftara yakın zamanlarda bazen suya rabıta ettiğimi itiraf ediyorum!


Abdest alırken kollar, abdest suyu dirseğe doğru akacak şekilde yıkanır.
Bugün doktorlar da ellerini böyle yıkarlar.
Çünkü bu takdirde mikroplar, suyun son akış noktası olarak en çok kullanılan parmak uçlarında değil, dirsekte toplanır…
Neden İslam yönetmelidir? Çünkü mikrobun varlığının bile bilinmediği 7. yüzyılda, parmaklarımızı mikroplardan korumanın yöntemini abdestle bize öğretmiştir.


Kur’an, Peygamber ve Alimler…
Harita, Pusula ve Rehberler…


Ümmetin gençlerinin geleceği için, senin de biraz risk alman gerekmiyor mu?


‘Erkekler ağlamaz’ dediler bize!
Oysa dünyada en çok ağlayan insan, Adem aleyhisselam’dı…


Allah yolunda cihadda, kafası kopsa da ısırdığı şeyi bırakmayan bir karınca azminde olmalısın derviş…


Gerçek kahramanlar, sonunu ve son nefesini düşünenlerdir…


“Dünyaya bir kere geliriz” deyip içiyorsun da;
Ahirete de bir kere gideceksin…


Kemalistler, Batı’nın bizi yönetmesi gerektiğine inanıyor!
Biz Muhammedîlerse, dünyayı bizim yöneteceğimize inanıyoruz…
Buna inanmakta güçlük çekenler, 20 yaşında çağ kapatıp yeni bir çağ açan dedemizi incelesin…


Bilim, resmi metheder;
Kur’an, Ressamı…
Bilim, güneşin kuvvetini anlatır;
Kur’an, yörüngeye oturtanın kuvvetini…
Bilim, balın faydalarını delillendirir;
Kur’an, arıya bal yapmayı öğreteni…


Takipçi: Hocam dediğinizi yaptım haramdan kaçtım. Ertesi gün başka bir iş kapısı açıldı Allah sizden razı olsun, Allah başımızdan eksik etmesin sizi.
Hoca: “Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.” (Talak 2-3)


Tasavvufta anlayamadığın bir söz işitirsen, hemen güvenli Şeriat sahiline kaç!
Orası kurtuluştur…
Ebu Hüreyre (radiyallahü anh) şöyle demiştir:
“Resûlullah’dan (aleyhisselatü vesselam) iki kap (dolusu) ilim öğrendim.
Birisini yaydım; anlatıp herkese duyurdum.
İkincisini söyleyecek olsam, şu boğazım kesilirdi.” (Buhârî, İlim, 42)


“Nuh’un gemisine lüzum yok!
Dağa çıkar, kurtulurum” diyor, “Alimlere ihtiyacım yok” diyen!


Gerçekten, her şeyi Allah mı yarattı hocam?
– Hep isabet edene, tesadüf denir mi?
50 defa yazı tura atıyoruz ve hepsinde yazı geliyor! Tesadüf mü dersin, kurgu mu?


Hindi yemek helal, Yılbaşı gecesi yemek haramdır.
‘Bence haram değil’ demek ise, küfürdür!


İtikad, kalbin amelidir. Doğru iman buradan başlar…


Beni sorgulaman, İslam’ı sorgulaman anlamına gelmiyor, korkma!


Ne yap, et; Peygamberinin hayır duasını almaya çalış!
Allah, Musa Nebi’nin bir duasıyla, kardeşi Harun’u da Peygamber yapmıştı hatırla…
“Bana ailemden birini yardımcı yap,”
“Kardeşim Harun’u.”
“Onunla gücümü arttır.”
“Onu işime ortak et.”
“Ki Seni çok tesbih edelim.”
“Ve Seni çokça analım.”
(Tâhâ 29-34)
“Mûsâ’ya ve Hârun’a selam olsun.” (Saffât 120)


Aslında iyi birisiydi hocam;
Son anlarında şehadet getiremedi ama şöyle dedi:
Bilgisayarımın arama geçmişini silin…


Peygamberimiz, parmağıyla ayı gösterirken, müşriklerin çoğu parmağına bakıyordu…


Çamurlu su, güneşi yansıtmaz ama berrak su güneşi yansıtır.
Burada suç, güneşe değil, kirlenmiş olan suya aittir.
Tıpkı bunun gibi, kalpler de, kirlenmiş kalpler ve berrak kalpler olarak ikiye ayrılır.
İlahi tecelliler her gün bu iki kalbe de güneş gibi yansır, ama müşahedeler ancak temiz kalanlara nasib olur…


“Bu ayet benim aklıma yatmıyor hocam” diyor!
Aklına yatmıyorsa, aklını değiştireceksin; ayet değişmez!
Bu anahtar bu kilidi açmıyorsa, anahtarı değiştireceksin. Kilit değişmez, anahtar değişir.
Bir futbol takımında işler iyi gitmiyorsa, hocayı değiştireceksin.
Futbolcuların tamamını değiştiremezsin, maliyeti yüksek olur…


Faaliyete ve amele dökülmemiş olan bilgiler, kağıt üzerine çizili olan evlerin planlarına benzer.
Evler inşa edilmedikçe, kimse o kağıtların içindeki planlarda yaşayamaz…


Beni cemaatten ayıramazsın ey Şeytan!
Tek bir dalı kırabilirsin, ama bi deste dalı asla!


Yeri tutan dağdır.
Dağı tutan Allah’tır…


Tesadüf varsa, Allah yoktur!
Allah varsa, tesadüf yoktur, tevafuk vardır…
Bi karar vermelisin…


Sohbet meclisine gelip adam ayartmaya çalışan şeytanın durumu şudur:
Şubat kışında, karların içinde müşteri bekleyen dondurma kamyonu…


Bir işçiyi çalıştırmaya başlayan her patronun, bu işçiden bir menfaati vardır.

Çalıştırdığı bu işçilerle daha çok iş çıkaracak ve daha çok kazanacaktır.

Allah’ın patronluğu ise, bizimki gibi değildir. Bu yaptığımız ibadet ve çalışmalardan Allah’ın kazanacağı ya da kaybedeceği hiçbir şey yoktur.

Tüm bu emirlerin faydaları, biz kullar içindir.

Rabbimizin, “Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.” buyurması, ihtiyaçsız olduğunu delillendirir. (Zâriyat 57)

Bir işçi, patronun emirlerini tutmaz ve memnuniyetsizliğini kazanırsa, patron işçinin görevine son verir ve başka birini işe alır.

Allah ise, ne kadar memnuniyetsiz olsa da bizim işimize son vermez ve ölünceye kadar işimizi yapmamız için bize fırsatlar tanır.

Zira, O’nun bir ismi de ‘es Sabur’dur, sabreder…


Bir cep telefonu, çivi çakmak için kullanılmaz. Çivi çakmak, cep telefonunun görevi değil, çekicin görevidir.

Bunun gibi, bir insan da, Allah’a kulluğun dışında hiçbir iş için kullanılamaz. Kullanılırsa, ya da kendisinin şeytan tarafından kullanılmasına izin verirse, gün be gün insanlığından kaybeder.

Önce hayvâniyete, oradan da hayvandan daha aşağı olan bir derekeye doğru dönüşüm geçirir.

Ana görevi olan Allah’a kulluk vazifesini yerine getirmeyen ve kendini Yaratıcısına kullandırmayan adam, Iphone ile çivi çakan adam kadar akıllıdır ancak!

Unutmayın!

Dünyada manipüle edilmeyen hiçbir insan yoktur.

Ya yaratıcısı olan Allah tarafından, ya da apaçık düşmanı olan şeytan tarafından…


İyi bir teknik direktör, maç esnasında oyunu okuyabilmelidir.

Oynanan oyuna ve rakibin durumuna göre bazı kararlar verir ve değişiklikler yapar.

Sonuç alamaz ve maçı kaybederse, o anları kafasında onlarca defa tekrar tekrar yaşar.

“Şunu adamı koymasaydım da, üç forvet mi yapsaydım?” düşünceleri döner durur zihninde…

Bizler teknik direktör değiliz; ancak mahşer günü defterimizi gördüğümüzde, yaşadığımız o anları kafamızda onlarca defa pişmanlıklarla tekrar ve tekrar yaşamamak için, bu dünyada seçimlerimizi iyi yapmalıyız…


Takipçi: Bizim cami hocası ikinci hanımı almış hocam ne dersin?
Hoca: Sen de al kardeşim! Şartları yerine getirebilirsen helaldir, ruhsat var!
Takipçi: Ne diyorsun hocam, hanım gece keser beni!
Hoca: E sen de ilk evliliğini mafyayla yapmayacaktın…


Evin kontrolünü tamamen hanımına bırakmamalısın kardeşim!

Evde en çok zaman geçirdiğin yer, oturma odası değil mi?
Bu odada, devamlı oturduğun koltuğun hemen yanına küçük bir kitaplık koy ve üzerine kitaplarını diz.

Evet, hanımın buna karşı çıkacak ve kullanmak istediğin yere tabak, çanak, bardak ve elişi yaptığı o dantelli bezlerden koymak isteyecek…

Onu dinleme ve liderin kim olduğunu göster!

“Çekil hatun! Bütün ev senin, şu küçük köşe benim; o kadar” de!
Biraz iradeli ol!

Kitaplar, bir hamleyle eline alabilecek kadar yakınında dursun.

Kilitli camlar ardına dizme onları, simetri takıntısıyla…

5-10 dakika bile boş vaktin olduğunda, elin kumandaya değil, bir kitaba uzansın hemen.

Hanımla bir yere çıkacaksanız, onu bekleyeceğin 20 dakikayı kumanda tesbihiyle değil, kitapların zikriyle geçir.

Bu sana bir alışkanlık verecek ve bu alışkanlıkta, okuma ve ilmi kovalama sevdasına, sonra da saplantıya dönüşecek…

İşte bu sana, yeni kuracağın yuvandaki hayati tavsiyemdir…


Menfaatine hiç uymasa da, hiç işine gelmese de, yalan söyleme ve doğruluktan ayrılma!

“…Doğru erkeklerle doğru kadınlar… var ya, işte onlar için Allah, bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb 35)


Zifaf ile zinanın arasını ayıran şey nikahtır.
“Zina, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.” (İsrâ 32)


Kur’an, anne – babamıza bile “of” demeyi yasaklamışken; onları yaratanın sana verdiği bir musibet karşısında, Allah’a nasıl “of” dersin?..


İstiğfar ile tövbe farklı şeylerdir…
İstiğfar, geçmişe dair işlenen günahlar için bağışlanma talebidir.
Tövbe ise, geleceğe dair itaatkar bir yaşam tarzı için, Allah’a yapılan yöneliş hamlesi…
“Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin…” (Hûd 3)


+18 izleyebilir yazıyor bazı filmlerin girişinde!

Eğer müslümansan, 8’de olsan, 58’de olsan izleyemezsin kardeşim…

Gevşeklik ve tembellikten kurtulabilmek için bir meşguliyetin olmalı.
Meşguliyeti olmayan kişi, şeytanın meşguliyeti olur.


Şahısların hatasını İslam’a yüklüyorsun;
Hacıyı, hocayı bahane ediyor da, namaza, cemaate küsüyorsun!
Neden aç gözlü patronları bahane edip çalışmaya ve para kazanmaya küsmüyorsun?
El insaf, biraz insaf!
Hatalı olan insandır, İslam değil…


İç sesim diyor ki, ‘bırak şu helali-haramı! Bi 30 yıl daha yaşa ve herşey serbest olsun…’
Diğer iç sesim de şöyle diyor: ‘Ya sonra?..’


Sakın, ilmim kuvvetlendi deyip sohbet meclisini bırakma!
Uçmayı öğrensen bile, okçular tepesinden ayrılma!
Senden çok daha hayırlı olanlar, ayrıldıkları için pişman oldular, unutma!


Bayan Takipçi: Hocam, aynı semtten sizi devamlı takip eden dört arkadaşız. Cevaplayamadığımız sorularımız oluyor. Sizi açık alanda bir yere davet etsek bizimle görüşür müsünüz?
Hoca: Hanımefendi, siz bayansınız; ben ise bir erkeğim. Ve erkekler kadınlara düşkündür. Sorularınızı buradan sorunuz.
Bayan Takipçi: Hocam biz kendimize güveniyoruz bi sıkıntı çıkıcağını düşünmüyorum.
Hoca: Siz kendinize güveniyorsunuz ama ben nefsime güvenmiyorum…


Bizler insanız ve Allah içimize bazı mutluluklar koymuştur.

Bir işi tamamlamanın verdiği mutluluk da bunlardan biridir.
Bir yazı yazmaya başlarsın ama giriş bölümünden sonrasını yazamazsın aylarca. Bir tarafın hep o yazıyı bitirmek ister. Bitirdiğindeyse, tamamlama duygun tatmin olur ve mutlu olursun. Bin adet çantanın dikimine girersin ama bir malzeme eksik olduğu için partiyi köşeye atarsın. Bir yanın hep eksik kalır. Malzemeyi bulup çantaları bitirdiğindeyse, hissettiğin itminandır, mutluluktur. Allah, kamil bir müslüman olalım diye, içimize tamamlanma isteğini koymuştur. Eksiklerini ve kusurlarını göremeyenler, zaten tamam olduklarını düşündükleri için hiçbir şeyi başaramazlar. Tasavvuf ise, sana kusurlu bir kul olduğunu ve kusursuz olanın sadece Allah olduğunu öğretir.
İşte bu kendini fark ediş, mükemmelleşmenin başlangıcıdır…


İnsanların dış görünümüne aldanma!
Melekler, şeytanın ibadetine aldandı da, onun hayırlı bir kul olduğuna;
İnsanın, topraktan yaratıldığına aldandı da, onun günahkar ve âsi olacağına hükmetti!
Oysa şeytan, “Ben, o Adem’den daha hayırlıyım” dedi ve secde etmeyerek kâfir oldu. (A’raf 12)
Ve insan, “Ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik” dedi ve günahına ağlayarak tövbekar oldu. (A’raf 23)


İman dereceni kontrol etmek ister misin?
Ramazanın gidişine üzülüyorsan ve hiç bitmesin istiyorsan, güçlü bir imanın var;
Yok, eğer, seni terketmesine seviniyorsan, zayıf bir imanın var demektir…


İftar saati, ayaklarınız hangi şehirdeyse, o şehre göredir.
Bunun gibi, vücudunuz hangi ülkedeyse, bayram günü de o ülkeye göredir. Bayramınız mübarek olsun…


11 saat boyunca 4000 TL’lik klimanın altında ve ‘bu yıl oruç tutmak çok zor hocam’ diyor, güneşin altında kürek atasıca…


Çantacılar, tekstilciler ve turizmciler, sezonlarının bitmesini hiç istemezler.
Aklı zayıf Müslümanlar, büyük kazanç ayı olan Ramazan’ın bitmesini dört gözle bekliyor!!


Parmağından akan bir damla kanın çok önemi yoktur. Ama o bir damla kan, köpekbalıklarının çok olduğu bir suda parmağından akarsa, işte bu büyük bir sorun demektir.
Burada önemli olan şey küçük günah meselesi değildir. Bil ki nefsin, o küçük günahla senden tavizi kopardı mı, orada durmayacaktır. Çünkü taviz tavizi doğurur.
O küçük gördüğün günahı sana devamlı işletecek ve o küçükler üstüste gelip bir kartopu gibi yuvarlanarak çığ haline dönüşecek ve inancını ezip yok edecektir.
Şu halde, ‘bir damla kandan bir şey olmaz’ deyip geçme!

Dünya denilen şu geniş sularda, binlerce şeytan seni parçalamak için fırsat kolluyor…


Kur’an bize, Muhammed aleyhisselam’a aşık olabilmemiz için gerekli olan üç evreyi vazeder:
1. Peygamberi anmak, konuşmak, hatırlamak, övmek…
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.” (Ahzab 56)
2. Peygamberi taklid etmek ve Ona benzemek…
“Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 21)
3. Peygambere aşık olmak ve kendini adamak…
“De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, Peygamberinden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez.” (Tevbe 24)


Derviş için Allah’ı zikretmek, Sultanın kapısını her gün çalmak demektir.Asla vazgeçme!
Bir ağaçkakan gibi usanıp bezmeden kapıyı tıkla; Sabredersen, karşılık verecektir.
“…Şüphe yok ki, Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 153)


Bizimle özel görüşmek isteyen bayan kardeşler; Lütfen bu mesajları atmayın!
Sorunuzu yahut sıkıntınızı yazın. Önemli gördüğüm sorulara cevap yazarım biiznillah.
Siz anlattıklarıma yakınlaşın, benimle yakınlaşıp ne yapacaksınız? Evliyim ve iki çocuğum var…
Doksan dakikalık ömür maçının son otuz dakikasını oynuyorum kağıt üzerinde; uzatmalar da yok! Her an, oyuncu değişikliğiyle numaramın gösterilmesi ihtimalini söylemiyorum bile…

Oruçlarınızdan iki misli sevap kazanmanın yöntemini açıklıyorum:
Sahurda acılı sucuklu ve pastırmalı yumurta, bol tuzlu ve pul biberli yiyin!
Peşinden hiç su içmeyin ki nefse muhalefet olsun!
Sonra oruca niyet edin, sabah namazını kılın ve yatın!
“Su, su” diye Allah’ı bolca zikredeceğiniz uzun bir gün sizi bekliyor…


Arabasının üzerinde bir çizik görünce içi acıyan genç, derisinin üzerine koca koca resimleri dövme yaptırabiliyor!
Bedeninin, arabasından daha değerli olduğunu düşünememesi; araç kullanırken film izleyen birinin zekasına sahip olduğunu gösteriyor…


Her dua edişinde, önce kendin için af dilemelisin.
Zira hiçbir Peygamber, önce kendi için istiğfar etmeden, başkası için istiğfar etmemiştir.
Mesela, Adem (aleyhisselam): “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik” (A’raf 23);
Nuh (aleyhisselam): “Ya Rabbi, beni ana-babamı ve evime mü’min olarak giren herkesi bağışla” (Nuh 28);
İbrahim (aleyhisselam): “Ya Rabbi, beni, ana-babamı ve inananları bağışla” (İbrahim 41);
Musa (aleyhisselam) “Rabbim! beni ve kardeşimi bağışla” demişlerdir. (A’raf 151)
Allah Teala, Muhammed (aleyhisselam)’a da, “Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile!” buyurmuştur… (Muhammed 19)


Futbolcu kardeşim;
Yeni imzalayacağın kontrata şu maddeleri de eklet imanın için:
1. Formamın altına giydiğim şort, dizimin altına kadar gelecek.
2. Kulüp, içki ya da kumar olan göğüs reklamı alırsa, ben bu isyanın reklamını yapamam. Göğsümün üstündeki yazı silinecek.
3. Formamın ambleminde herhangi bir put işareti(artı) var ise, Müslüman olduğum için silinecek.
4. Ramazan’da farz olan orucu tutmam engellenmeyecek. Maç günü tutacağım orucu, deplasmana gidiyorsam Ramazan’dan sonraki bir güne tehir edebilirim.
5. Şampiyon olursak içkili kutlamalara katılmam. Şampanya patlatıp üzerime püskürten takım arkadaşımı dövme hakkına sahip olmalıyım.
6. Hangi yönetici ve teknik direktör isterse istesin sakalımı kesmem. Sakal benim tesettürüm ve İslam işaretimdir.


Takipçi: Hocam neden benim sorularıma cevap vermiyorsunuz. Size karşı bir edepsizlik mi işledim?
Hoca: Kardeşim, günde ortalama 100 soru geliyor. Bunların yarısını ancak cevaplayabiliyorum, o da önemli olanlar.
Demek ki senin sorular daha az önemli olan diğer yarı tarafta kalıyor.
‘Cennette ilk yiyeceğimiz yemek nedir hocam?’ gibi…


Her Cuma günü Ateist arkadaşına düzenli mesaj atan kardeşim;
Bu Cuma bütün dualarım senin için…


Talebe: Hastalığınıza çok üzülüyorum hocam. Üç haftadır vaazlarınızı dinleyemedik.
Hoca: Kardeşim, şimdi sana 3 soru soracağım, bütün üzüntülerin bitecek;
1. Bana gelen bu hastalık, Allah’ın bilgisi içinde midir, bilgisi dışında mıdır?
“…Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin…” (En’am 59)
İnsan, yapraktan daha kıymetlidir.
2. Hastalığımın ilerlemesi ya da gerilemesi, Allah’ın izni içinde midir, izni dışında mıdır?
“Hiçbir kimse, Allah’ın izni olmadan ölmez…” (Âl-i İmran 145)
Allah’ın izni olmadan ölmek mümkün değilse, hasta olmak da mümkün değildir.
3. Şu halde, Rabbimin, bu musibet sebebiyle günahlarımı temizlemesine mi üzülüyorsun?


Biz müslümanlar, Allah’ın yönetmesini istiyoruz.
İnançsızlarsa, Allah’ı yönetmek!..


Siz, bu filmlerdeki zombilerin gerçek olmadığını mı düşünüyorsunuz?
Ben her Ramazan’da, sokaklarda normalden çok daha ağır hareket eden bir sürü zombi görüyorum.
Sigara içemedikleri için beyinlerinin bir kısmını kullanamayan zombiler!
Selam veriyorum, selamımı 10 saniye duraksadıktan sonra alıyorlar.
Baktıkları her insanı bir sigara suretinde görüyorlar.
Kısık gözlerle etrafa bakıyorlar ve oruç ayı boyunca mutsuzlar.
Allah, bu ümmetin gençlerini şu sigara belasından kurtarsın…


Tekwando ile alakalı 100 tane kitap okusan, ama bir üstadın eğitim halkasına girmez ve ondan uygulamalı olarak bu dövüş sanatının inceliklerini öğrenmezsen, iyi bir dövüşçü olamazsın.
Sözlerimin doğruluğunu teyid etmek istersen, okuduğun kitapların üstüne 100 tane de dövüş filmi izle ve karşımda bir raund dayan…


Yüz tane adamın toplanıp ‘Allah, Allah’ diye zikretmesine şaşıran ümmet, yüz bin kişinin, ‘Fener Fener’ diye zikretmesine hiç şaşırmıyor! Ne oldu bizim akıllarımıza?


İyileştin mi derviş?
– Biraz ağrım var hocam!
Olur o kadar; hesaptan düşülür…


Nasihate kulağı kapalı olanlar, kulaklık takıp asfaltta yürüyen gençler gibidir.
Korna ikazlarını duymadıkları için bir arabanın altında ezilmekten kurtulamazlar…


Hiç kimse hayatından memnun değil.
Bekar olan evlilik istiyor, evli olan boşanmak istiyor.
Arabası olan Ferrari istiyor; Ferrari’si olan helikopter istiyor…
Peki sana İstanbul’u verseler ama iki gözünü isteseler, bu teklife memnun olur musun?!


Kâbe’ye dokunması bile yasak olan köle Bilal’i, Kâbe’nin üstüne çıkartıp ezan okutan dinin adı İslam’dır…


‘Allah neden bizi cehennemle korkutuyor’ demek, ‘Devlet neden insanları hapishane ile korkutuyor’ demek gibi.
Elbette ki suç oranları yükselmesin diye korkutuyor.
Eğer suçlu değilsen, hapishaneden korkmana gerek yok değil mi?


Hangi yolda yürümen gerektiğine sen karar vereceksin.
Ebu Cehil müşrik öldü, oğlu İkrime şehid oldu. Seçim senin…


Cennete gidebilmek için iyi bir insan olmak yetmez; Allah’ın kurallarına uymalısın!
Elbette ki, O’nun yarattığı bir dünyada, kuralları da O koyar…


NEFS İÇİN, ALLAH’A TÖVBE ETMEK, İDRAR İÇMEK GİBİ TİKSİNTİ VERİCİDİR!

Uçakları düştüğü için okyanusun ortasında plastik bir şişme botun üstünde yaşamak zorunda olan üç adam düşünün.

Yiyeceksiz bir müddet yaşanabilir ama suları yok! Ne içecekler?
Deniz suyu içseler, içtikçe susatır ve beyindeki suyu da kurutur. Halisünasyonlar başlar.
Şu halde yağmuru bekleyecekler. Yağmur yağmazsa da, ilk yapacakları şey kendi idrarlarını içmek olacaktır.

Depremde bina altında mahsur kalan kişilere sorulduğunda, bir çoğu ‘idrarımı içerek hayatta kaldım’ der.
Allah’a tövbe etmek; günahını itiraf ile yüzünü yere vurup mahçub olmak demektir ki, kusurumuzu kabulleniş ve bu yöneliş, nefsimiz için idrar içmek gibi tiksinti verici bir şeydir…


Bir zengin sana gelse ve hediye olarak bir yalı, bir araba ve bir dükkan verse ama tek bir şey istese;
“Her gün beş kez bana cepten mesaj yollayacak ve şöyle diyeceksin; Teşekkür ederim abi…”
Peki, Allah’ın sana verdiği ayakların o arabadan, gözlerin o yalıdan ve aklın o dükkandan daha önemli hediyeler değil mi?
Ve senin hiçbir mesajın yok!


Tüm hayatın boyunca sadece iki grup insanla karşılaşacaksın: Yusuf ve kardeşleri…
Allah Teala, bize hep Yusuf’ları denk getirsin ve kardeşleriyle arkadaş etmesin!


Çocuk şarkılarında Ali babanın çiftliğini öğreteceğinize, sordum sarı çiçeğe ilahilerini dinletin şu yavrulara.
Bundan 20 yıl sonra, ülkede hırsızlık, zina, uyuşturucu ve intihar oranları düşecektir kalıbımı basarım…


Her insanın üç tane kitabı vardır:

1. Kirâmen Kâtibîn. Bunlar sağ ve sol omzumuzda iki arkadaşımız olan yazıcı meleklerin yazdığı bir kitaptır.

2. Hafıza kitabı. Yaşayıp gördüğümüz her sahne hafızamıza da kaydedilir. Bu yüksek kaliteli kayıt, mahşer günü bize sorulacak olan her sahneyi hatırlamamız ve itiraz edemememiz için zihnimizin içine yerleştirilmiştir.
Bir örnekle açıklamam gerekirse;
30 yıldır gitmediğin bir şehrin yollarını başlangıçta hatırlamakta zorlanırsın. Ancak şehre doğru yola çıktığında, anıların teker teker canlanır ve hatırlamaya başlarsın. Hesap gününde bize sorulacak olan her şeyi de bu misaldeki gibi hatırlayacağız.

3. Büyük kitap. Kuru ve yaş hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı o kitap.
Hatta, yapmadığımız iyiliklerin ve işlemediğimiz kötülüklerin dahi yazılı olduğu kitap.
Eğer bir hayra sebep olmuşsan, orada işlemediğin sevaplar göreceksin.
Ve eğer bir şerre sebep olmuşsan, orada kendi yapmadığın günahların yazılı olduğunu göreceksin.

“Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse, onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa 85)


Bu dünyada herkesin sınavı farklıdır;
Savaş emri bize geldi ama kadınlar, yaşamları boyunca erkeklerden daha çok kan görüyor…


Acıktığımızda, içimizde oluşan yemek isteği, yemeğin varlığına delildir.
Yorgun olduğumuzda arzuladığımız uyuma isteği, uykunun varlığına delildir.
Yaşıyorken içimizde beliren ölümsüzlük isteği de, ölümsüz olacağımız bir yerin, yani ahiretin varlığına delildir…


İnsanların fiilleri iki türlüdür: İhtiyari fiiller, Gayri ihtiyari fiiller.
Kalbimizin çalışması, midemizin acıkması, nefes alış verişimiz gayri ihtiyari fiillerdendir.
Kalbine ‘dur bi yarım saat çalışma, kafa dinliyim’ diyemezsin.
Yahut midene, ‘önümüzdeki 3 gün acıkmayı düşünmüyorum, lütfen beni rahatsız etme’ diyemezsin.
Senin seçiminde olmayan bu fiillerden hesaba çekilmeyeceksin.
İhtiyari fiilde ise, kişi gayret sarf eder ancak fiili yaratan Allah’tır.
Kul tarlaya tohum atar, başakları Allah bitirir.
Kul, sebeplere tevessül edince, Allah da o işi yaratır. İlahi sünnet, bu sırayla cereyan eder…


Allah’ın bu alemde bize verdiği tüm nimetler rızkımızdır.
Gözün görmesi, konuşmamız, ilmimiz, malımız, çocuklarımız…
Buradaki rızkımızın tamamı sınırlıdır. Sınırsız olanlar ise ahirettedir.


İnsanlar, o kadar çok yalan söylüyor ki, artık sözlerine, ‘doğruyu söylemek gerekirse’ diyerek başladıklarının farkında değiller!


İnsanlar içinde, imanı en güçlü olması gereken kişiler cerrahlardır.

Bir insanın göğsünü ya da beynini yarıp kusursuz bir şekilde işleyen bu rafineriyi yakinen, sayısız şekilde teşhis etme şansları var.
Aynı cerrah, beyaz peynir ve yumurta yiyen bir simit satıcısının, yediklerini kana ve sperme dönüştürme yeteneği karşısındaki acizliğini itiraf etmeli değil midir?
Söyle yakınlaştırayım;
Öyle bir makine ürettik ki, süt koyuyorsun benzin çıkıyor!
Yumurta koyuyorsun, petrol çıkıyor!
Yapabilseydik, dünyanın en zengin ülkesi ve süper gücü olurduk öyle değil mi?


Hastalıklar bizi zahiren sarstığı gibi manen de sarsar ve kendimize getirir.
‘Ben cihad yapıyorum, benim ilmim var, insanlar beni dinlemeye geliyor’ gibi egolu düşünceleri, Allah yedirir adama.
Bir hastalık verir iki hafta yatarsın; bütün gücünü alır ve manen şöyle der: ‘Hadi şimdi konuş bakalım…’


Sohbetlerimi izleyen bir aydın mesaj yollamış. Cevaben, yılda ortalama kaç kitap okuduğunu sordum;
’40 kadar kitap okurum’ dedi.
Allah’ın yazdığı kitabı okudun mu dedim;
‘Henüz fırsat bulamadım’ dedi!
Yılda 40 kitap okuyan bir aydın, Allah’ın yazdığı Kitabı, Kur’ân’ı okumaya fırsat bulamıyor ama Alice Harikalar Diyarında türünden fantezi kitaplarına hayran!


“Kim Allah’a ve Resûl’e itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu PEYGAMBERLER, SIDDÎKLER, ŞEHİDLER ve SALİH KİŞİLER’le beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!” (Nisa 69)
a) Peygamber olma ihtimalim yok; son Peygamber geldi zira,
b) Sıddıkiyyet makamına varmam çok zor; Tasavvufta zirveye çıkmak gerek,
c) Şu durumda benim için en ideal hedef, üçüncü basamak, yani Allah yolunda şehid olmaktır.
Rabbim bana bu makamı nasib etsin…


Hacdayken, yorgun düştüğümde, yanımda değneklerle tavaf eden tek bacaklı bir adamı görünce çok utanmıştım.


Doktor kardeşiminverdiği serumlarla sohbete çıkabildim hamdolsun!
İğneyle maça çıkanfutbolcuların psikolojisini çok iyi anlıyorum artık…


AMACIM…
Bir hastaya ilaç iki yolla verilir: Ağız yolu ve damar yolu.
Ağız yoluyla verilen ilaç, önce mideye iner ve mideden kana karışması 2-3 saati bulur.
Acil hastalara ise, ilaç direk damar yolundan verilir, çünkü hemen sonuç alınmak zorundadır.
Benim şu anda yapmaya çalıştığım şey ise, âni müdahaledir.
Akâid ilmini müslümanlara damardan vermem lazım ki imanı ve akîdeyi kurtarsınlar.
Bu ilmin yanında konuştuğum tefsir, hadis, fıkıh ve tasavvuf ise, işin detayı ve lezzetidir…


Yeni aldığım birhabere göre, amcam her gün yan komşusundan laptopu alıp bizim Youtube kanalınagiriyor ve 2 saat boyunca benim sohbetlerimi izliyormuş.
Mausla sohbettensohbete atlıyormuş. (Cep telefonu bile kullanmayan ihtiyar bir Arnavut için,atomu parçalamak gibi bişey demek bu)
Hakkımda yaptığıtesbitse çok ilginç:
“Nasıl bu kadargüzel cümleler kurabiliyor? Bizim Kerem bu yaa!”


Antibiyotikten dolayı ağzımda demir tadı var.
Yiyip içtiğim hiçbir şeyden lezzet alamıyorum.
Hastalık, ağzın tadını bozuyor.
Kalp hastalığı olanlar da böyle demek,
İbadetleri, lezzet yerine sıkıntı veriyor…


Madrid’in kadrosunu say dediğim kardeşim, hiç teklemeden 15 isim saydı.
Allah’ın, Kur’an’daki Peygamber kadrosundan 15 tanesini say dediğimdeyse kitlendi ve şöyle dedi:
– Sohbetleriniz hangi gündü hocam?


Çocuğunuzunkötü ahlaklı ve zayıf karakterli bir çocuk olmasını istiyorsanız, ona istediğiher şeyi alın!


Sevmediğin bir adama yemek ısmarlamazsın!
Allah ise, kendisine küfreden milyarlarca insana her gün binlerce nimet vermeye devam ediyor ve sabrediyor…
Hatırla! ‘Ben sizin yüce Rabbinizim’ diyen cür’etkar Firavun’a bile evlat nimetini verdi O Allah. (celle celâluhû)


İki türlü cami imamı vardır:
1. Maaşını alıp etliye sütlüye karışmayan,
2. Her bulduğu fırsatta, gençlere İslam’ı öğretmeye çalışan.
İşte bu ikinci imama mücahid denir.


Soru: Hocam, tasavvufta dört basamaktan bahsediliyor. Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet. Bu makamları kısaca nasıl anlamamız gerekiyor?

Hoca: Şöyle özetliyim;
Şeriatte, doyduktan sonra yemek israftır.
Tarîkatte, doyuncaya kadar yemek israftır.
Hakîkatte, kifâyet miktarını Allah’ın huzurundan gafil olarak yemek israftır.
Mârifette ise, bütün bunlara ilaveten, nimetlerdeki ilahi tecellileri idrak etmeden yemek israftır…

Bu konuda, Mevlana’nın şeyhi Tebrizli Şems’in de kısa bir tarifi vardır:
Şeriat der ki: Seninki senin, benimki benim.
Tarikat der ki: Seninki senin, benimki de senin.
Marifet der ki: Ne benimki var, ne seninki.
Hakikat der ki: Ne sen varsın, ne de ben… Şems-i Tebrizi (rahmetullahi aleyh)


Haftada bir kez sabah namazına kalkıyor ve gururla sağındaki meleğe dönüp şöyle diyor: “Yaz bunu, kaçırma!”
Bu nasıl müslüman ya?!


Takipçi: “İman biraz zayıflayınca sizi dinliyorum, şarj olmuş batarya gibi oluyorum.”

– Kardeşlerin mesel kabiliyeti üst düzey hamdolsun.
Yalnız, iman zayıflamadan da dinlenir isek, ışığın zayıflamasına izin vermemiş olacağınızı hatırlatırım…


Takipçi: Hocam Cumartesi Pazar tatil olduğu için sabah namazına kalkmıyorum uyanınca kılıyorum. Bu günah olur mu?

Hoca: Cumartesi Pazar tatil olduğu için, hiç yemek yemezsen günah olmaz(!)
– Bir süre sonra…
Hoca: Tedirgin hissediyor…
Hoca: İroni yaptığımı anladın değil mi kardeşim?
Takipçi: İroni nedir hocam?
Hoca: Ünlem, parantez, kinaye, lafı tersten anlatmak…
Takipçi: Yani günah mı diyorsun hocam?
Hoca: Konuyu değiştirebilir miyiz?


İnsan fıtratında zararı def etme, faydayı elde etmeden öncedir. Evde ekmekle yoğurt yokken markete giden adam, yoldaki park halindeki araçların yakıldığını görürse, ekmeği suyu boş verip koşarak evine döner!
Tüm geceyi aç geçirme sıkıntısı, gelebilecek büyük zararın yanında bir hiçtir.


‘Bu hafta, Cuma namazı yerine Pazar günü kiliseye gidelim’ desem ne dersin?
Kurban bayramı yerine yılbaşını kutlamak ta o misal…


Bu dünyada, askerler iki türlüdür: Ne olacağını bekleyenler ve Mevziye koşanlar. Mevziye koşanlar akıllıdırlar!


Bu dünyada yaptığın her şeyin bir sonucu var;
Hiç kimse gölgesinden kaçamaz!


Bu özel gecede, sana Süpermen olma duasını öğretebilirim.
Hiç hastalanmazsın. Hiç yaşlanmazsın. Hiç tuvalete gitmezsin. Uçmak istediğin zaman uçar, koşmak istediğin zaman Flash gibi şimşek hızında koşarsın.
Seni kandırmayacağım; bu dünyada Süpermen olmak mümkün değil.
Ama Allah’a kulluk edersen, cennette bu özellikleri ve dahi bin mislini sana vereceğini vadediyor!


‘Sohbete gelmeye yüzüm yok’ dedi tilki,
Yemek yemeye yüzün var mı peki?
Allah’ın verdiği ayakları kullanman da ne ki?
‘Bundan sonra görmeye de yüzüm yok’ de ki!
Bütün beşeri ihtiyaçlarını karşılamaya yüzün var;
Ama Allah’ın dinini öğrenmeye yüzün yok, öyle mi?


Bu dünyada ne istediğinin bir önemi yok… Nasılsa ele geçirince başka bir şey isteyeceksin!
“Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak ALLAH’I ANMAKLA huzur bulur.” (Ra’d 28)


İnsanların büyük çoğunluğu nefsine hizmet eder,
İslam’a hizmet etmek, çok azına nasib olur. Elhamdülillah ki, biz de o küçük, nasipli karıncalardanız…


Avam: “Neden Allah Allah deyip duruyorsun?”
Derviş: “Allah Allah! Hiç farkında değilim.”
“Allah, Allah diyen bir insan üzerine kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim, İman – Ahmed, Müsned)


İslam’ı bilmeyenlere öğretmek çok zor değildir. Ancak, bildiğini zannedenlere öğretmek; işte bu çok zor!
Bu durum, aklıma, eski milli takım hocasının söylediği bir sözü getiriyor;
“Yıldızlarla çalışmak zor değildir. Asıl zor olan, yeteneksiz olup kendisini yıldız sananlarla çalışmaktır.” Guus Hiddink


Sence hayatının en önemli günü hangisi?
İlk maaşını aldığın gün mü?
Evlendiğin gün?
Ya da ilk çocuğunu kucağına aldığın gün mü?

Hayır! Hayatındaki en önemli gün, son günün;
En önemli an, son anındır.
Her şeyi kazanmak ya da her şeyi kaybetmek, ağzın yapış yapışken kuracağın o son cümlelere bağlı…

(Resûlüm) De ki: “Amelce en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını sandıkları hâlde, dünya hayatındaki çabaları kaybolup giden kimseleri size haber verelim mi? Onlar, Rab’lerinin ayetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan, o yüzden de kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir.” (Kehf 103-105)


32 megabaytlık hafıza kartına sahip eski bir telefon kullanan hanıma, 16 gigabayt hafızalı yeni bir telefon aldım ve bana şöyle dedi;
’16 gigabayt yeter mi acaba?’ İnsan hafızasının balık hafızasından sadece bir tık üstte olduğuna inanıyorum artık!


Genç: Aşığım ben hocam, onu görmeden edemiyorum. Nasıl haram dersin? (Sanki ben dedim!)
Hoca: Aşkın ismini kirletme kardeşim, o aşk değil! Libidoların artmış, şehvetlenmişsin…


Bu dünyada zevkler çok kısa sürer, acılarsa uzun.
Akıllı davranıp, o üçüncü tabak pilavı yemeyecektin! Şimdi midenin feryadıyla bütün gece sağa-sola döneceksin.


Dövüş sporlarıyla uğraşanlar, evvela savunma yapmayı öğrenirler.
Takva sahibi olmak isteyen bir müslüman da, öncelikle günahların, mekruhların ve müfsidlerin (ibadeti bozan şeyler) neler olduğunu anlamak ve bunlara karşı kendini savunmayı öğrenmek zorundadır ki, bunun en kolay yolu spor salonlarında(ilim meclislerinde) bulunmaktır.


Yaptığın ibadetlerin sevabını, vefat etmiş olan sevdiklerine de hediye etmeyi diline alıştır.
Korkma, senden eksilmez! Allah, kopyala-yapıştır yapar, kes-yapıştır yapmaz!
“Kim iyi bir işe aracılık ederse, onun da o işten bir nasibi olur. Allah her şeyin karşılığını vericidir.” (Nisa 85)


İki şeyi söylerken dudaklarımız hareket etmez;
‘Allah’, ‘La ilahe illallah.’
Bir dervişe ihlası öğretecek, gösterişten ve yapmacıklıktan koruyacak olan iki zikir, işte bunlardır.


Sarıklı, cübbeli, hoca adam sinekkaydı tıraş yapmış!
Ya çenene konarken kayıp düşerse, ya kolunu bacağını kırarsa! Yazık değil mi bu sineklere?
(Siz hiç, hayvan severlerin, sineklerin haklarını böyle koruduğunu gördünüz mü? Yaşasın sineklerin özgür yaşam alanları!)


Tasavvuf yoluna girmiş olan ve İslam’ı sahabeler gibi zirvede yaşamak isteyen kardeşlerime, İslam’ı zirvede yaşayan iki büyük imamın sözleriyle nasihat ediyorum;

“Fıkıh öğrenmeyip, tasavvuf ile uğraşan, dinden çıkar. (Zındık) olur.
Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan, sapık olur.
Her ikisini edinen, hakikate varır.” İmam-ı Malik (rahimehullah)

“Hakikati, şeriatın dışında arayan sûfî, serâbın peşinde koşmaktadır.” İmam-ı Rabbani (rahimehullah)


‘Namaz kılmıyorum ama kalbim hiç kirlenmiyor’ dedi!
‘Dişlerimi fırçalamıyorum ama hiç çürümüyor’ diyen çocuklar gibi şendi…


İnsanların dikkatini çekmek adına gösteriş için spor yapanı anlıyorum da, tartıya çıktığında kilosu daha az gelsin diye göbeğini çekene bir teşhis koyamadım!


İki günlük kesintiden sonra oğlumun, ‘sular gelmiş baba’ diye seslenmesi, ‘Hac kurası çıkmış hocam; gidiyorsun!’ haberi gibi gözlerimi parlattı.
“Suyunuz çekiliverse; söyleyin bakalım, size kim bir akar su getirebilir?” tehtidini daha yakinen anladım sular gidince! (Mülk 30)


Kimleri seversen, onlara benzersin; bu elinde değil!


İLK ZOMBİ
‘Ellerin kurusun ya Muhammed’ diye beddua ederken, yerden aldığı bir avuç toprağı da Efendimizin yüzüne attı Ebu Leheb.
Allah ta, onun önce ellerini, sonra kulaklarını ve burnunu kuruttu ve nasipsiz amca son anlarında, daha ölmeden bir zombiye dönüşmüştü! Denilebilir ki, yeryüzündeki ilk zombi, Ebu Leheb’tir!


Allah’ın bir ismi de Zül celâli vel ikram’dır.
Dikkat et; Önce bela ve mihnet, sonra vel ikram gelir…


Müslüman, oy vermekle, İslam’ın şu 3 kaidesini hayata geçirmiş olur:

1. Adalet: “Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutanlar ve adaletle şahitlik yapanlar olunuz. Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. Adaletli olun, çünkü o, takvaya daha yakındır…” (Mâide 8)
2. İşi ehline verme: “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor…” (Nisâ 58)
3. İstişâre ile iş yapma: “…Onların işleri de, kendi aralarında bir istişâre(danışma) iledir…” (Şûrâ 38)

Unutma kardeşim! Siyaseti önemsemeyen müslümanları, müslümanları önemsemeyen siyasetçiler yönetir…


Kur’an oku,
Tefsir oku,
Hadis oku,
Fıkıh oku,
Siyer oku…

Okuman gereken çok şey var ama sen her akşam Call of Duty oynuyorsun!
Hiç oynama demiyorum, ama zamanının kontrolünü nefsinin eline bırakmasan nasıl olur?


“Paranızı istemiyorum,
Malınızı istemiyorum,
Oyunuzu istemiyorum,
Övgünüzü ve hürmetinizi istemiyorum,
Hediyenizi bile kabul etmiyorum.
Sizden sadece şunu bekliyorum:
Peygamberimin kırk tane sözünü ezberleyin ve söyleyin!
İşte o zaman, etrafınızdaki zombilerin insana dönüştüğünü görüceksiniz…”


Ateş İbrahim’i yakamadı!
Bıçak İsmail’i kesemedi!
Balık Yunus’u yiyemedi!
Deniz Musa’yı boğamadı!
Yahudi İsa’yı asamadı!…
Zehir Muhammed’i öldüremedi!
Bu Peygamberlerin bu belalardan kurtulmalarının ortak sebebi, Allah’ı çokça zikretmeleridir!
Peki ya sen müslüman?
Bu salihlerden daha mı üstünsün ki, Allah’ı zikretmiyorsun?!
(Allah’ın Peygamberlerine selam olsun!)


Düşün ki Resulullah aleyhisselam, İstanbul sokaklarında yürüyor.
Sen de onu gördün ve O güzel insanı evine yemeğe davet etmek istiyorsun.
Sorum şu ki, burada kaç kişinin evi bu daveti yapmak için müsaittir?
Duvarlarda resimler var, Peygamber girmez!…
Kız kardeşin kot pantolon ve tişört giyiyor, olmaz!
Koltuklardan namaz kılacak yer kalmamış, o böyle evi sevmez!
Hanımın, Amerikan filmlerinden daha iğrenç olan yerli dizileri izlerken görünmesini istemezsin, o da olmaz!
Bu nasıl ümmet, Peygamberini evine davet edemiyor?!


Kalbe kabz, yani darlık halinin gelmesinin bir sebebi, masiva ile doldurulmasıdır. Bu hal mide bulantısı gibidir!
Mesela, Ramazan bayramında yaptığımız her ziyarette birşeyler yeriz ve midemiz ilk günden bu karmaşaya dayanamayıp bulanmaya başlar ki, bunun sonu genellikle istifra etmektir!
Olmazsa, bu mide kabzından kurtulmak için hemen parmağını ağzına götür ve istifra et!
Bunun gibi, kalbe Allah’ın dışındaki eşyayı doldurmaya başladığımızda, bir iç sıkılması ve bunalım hali kendisini gösterir.
Kalbini bu darlıktan kurtarmak ve rahatlamak içinse, hemen dilini kalbine götür ve Allah’ı zikret ki, içeride O’ndan başka ne varsa dışarı çıksın!


İnsan, bu dünyaya ahiret hayatını kazanmak için gönderilmiştir.
Bir müslüman için Ramazan ayı, ahiret ticaretinde yüksek kâr elde etmek için en uygun olan zaman dilimidir. Çünkü Ramazan-ı Şerifte, salih amellere verilen sevaplar bire bindir.
Sair zamanda Kur’ân-ı Kerim okunduğunda, kişiye her bir harfi için on sevap vardır. Ramazan-ı Şerifte ise her bir harfine on değil, bin sevap verilir. Ramazan ayının cuma gecelerinde bu sevap daha da fazladır.
Günlerin efendisi olan Kadir gecesinde ise, her bir Kur’an harfine otuz bin sevap yazılır.
Size desem ki, Kur’an’dan okuduğunuz her sayfa için, sabah yastığınızın altında 1000 TL bulacaksınız; bütün gece Kur’an okursunuz!
Halbuki, dünya parası olan TL, toprağa kadar fayda verir.
Ahiret parası olan sevab ise, sonsuz olan yaşamını bina eder…


Allah’ın tüm kullarına iki vaadi vardır;
Cennet ve cehennem! Mükâfat ve ceza!
Eğer Allah, bu cezayı vadetmeseydi, yasakları çiğnemek için bizi sınırlayan hiçbir şey olmazdı!
Bir şirkette, milyonları döndüren bir muhasebeciyi korkutan hapis cezası olmazsa, türlü hilelere başvurup paranın bir kısmını zimmetine geçirebilir!
Ancak o, kuralları çiğnemediği ve hakka tecavüz etmediği zaman, mükafat olarak maaşını ve insanların güvenini kazanıyor…


Laptopumu değiştiricem,
Telefonumun üst modeli çıkmış,
Tabletimin yenisini almalıyım…
Teknolojinin uydurduğu, her şeyin en yenisine sahip olma yarışına bu kadar kaptırma!
Ne kadar hızlı bir futbolcu olsan da, top kadar hızlı olamazsın!


Bir oyun müptelası kardeşimden gelen mesaj;
Bilgisayar oyunları hakkında araştırma yapıyordum Youtube’de. Bir baktım sağ tarafta oyunlarla alakalı olan bir başlık var ama takkeli sakallı bir hoca! Bu ne diyor dedim! Bir baktım, üç saat olmuş ben sizin sohbetleri izliyorum. Oyun moyun kalmadı, dağıldım!
Kendime geldiğimde bir abdest aldım ve beş yıl sonra ilk kez yatsı namazını kıldım! Attığın tokat için teşekkürler hocam!


Derviş: Üstadım, bana Kur’an’dan tek bir ayet söyleyin, ben o ayeti yaşiyim ve kurtulayım?
Hoca: “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.” (Hayatımı adadığım âyettir kardeşim!) [Muhammed 7]


Arnavut muhacirleri evlad-ı fatihandır. Osmanlı’nın Balkanlar’daki savaşlarında en çok can kaybını bu akıncılar vermiştir.
Osmanlı’nın yıkılıp komünizmin gelmesinden sonra da, tüm varlıklarını orada bırakıp İslam’ı rahat yaşayabilmek adına ana yurtlarına, Türkiye’ye hicret etmişlerdir.
Hani soğuğa sormuşlar;
– Nerelisin hemşehrim? …
– Herkes Erzurum bilir, ama aslen Sivas’lıyız gardaş!


Biz Müslümanlar, bu dünyada, karada yürüyen penguenler gibiyiz!
Büyük çoğunluk tarafından garip karşılanıyoruz. Ait olmadığımız bir yerdeyiz. Duruşumuz estetik değil! Yürüyüşümüz bir garip! Alay ediliyoruz!
‘Namaz kılıyorlar, aç kalıyorlar, kadınları kendilerini örtüyor! Bunların ki nasıl bir hayat?’ deniyor hakkımızda!
Ama biz Müslümanlar, öldüğümüz ve ahiret hayatına başladığımız zaman, sudaki penguenler gibi oluruz. Ait olduğumuz yerdeyiz. Ev sahibi gibiyiz, ustaca yüzüyoruz. Kulaçlarımız estetik ve karizmatik! O gün bize kınanmak yok! (İnşaallah)


Aşk, sarmaşık gibidir! Kuşatır ve örter!
Sarmaşık, ağaçta güzel, duvarda güzeldir.
Ancak evin güneş alan pencerelerini örtmesi güzel değildir.
Akıl, aşkı kontrol altında tutamaz ve şeriat çizgilerinin dışına çıkarsa, pencereler örtüldü ve güneş kesildi demektir!
Güneş girmeyen eve doktor girer sözü de, tam burası içindir!
Bu misaldeki pencere akıl, güneş ise ilimdir…


Zengine zenginliği, fakire fakirliği Allah vermiştir!
Ramazanda oruçlu olan bir zengin, cebinde parası olmasına rağmen erik yiyememenin ne olduğunu görünce, o an çocuğuna hiç erik alamayan fakiri hatırlar ve bu uyanış o zengini zekat vermeye teşvik eder.


‘Neden cehennemle korkutuyorsunuz hocam’ diyor!
Cehennem ayetlerini ben indirmedim kardeşim!
Kredi kartı borcunu ödemezsen evine haciz geleceğini ikaz eden arkadaşın, senin iyiliğini istiyor!


Zikir çekerken koşturma, acele etme, hızlı davranma!
Asansörün düğmesine aceleyle basman, kapıların hemen açılmasını sağlamaz!
Virdin başında, “…Kur’ânı tertîl üzere (tane tane) oku!” ayeti rehberin olsun! (Müzzemmil 4)


Müslüman! Bu nefstir! Ve sana, Yahudinin sana olan düşmanlığından daha fazla düşmandır!
Bir Yahudi seni parçalayıp öldürmek ister; Nefs ise, imansız olarak cehenneme atmak!
“En büyük düşmanın, iki yanın arasındaki nefsindir.” (Keşfu’l-hafa, 2/143)


Yolda hiç tanımadığın bir adam gelse ve ‘sana emrediyorum, şu yerleri temizle’ dese ne dersin?
‘Sen kimsin ki bana emir veriyorsun?’
Nefsin sana her gün birçok emir veriyor ve bu senin gücüne gitmiyor mu?
‘Namaz kılmayacaksın, emrediyorum! İçki içeceksin, emrediyorum! Sohbete gitmeyeceksin, emrediyorum!…’…
Gerçekten, bir hayvan tarafından kontrol edilmek ağır gelmiyor mu?
Nerde senin erkekliğin?


Herkes yükselmeyi ve ötelere gitmeyi ister.
Mahallenize bir devlet yetkilisi gelse ve ‘ücretsiz olarak aya gönderelim’ dese, istemez misiniz?
Şimdi NASA, Marsta bir koloni kuracakmış. Dünya çapındaki en zengin 100 kişi orda yaşamak için adını yazdırmış. …
Ülkemizden de 2-3 kişi bunların içinde. 2 yıl astronot eğitimi almak zorundalar, para da yetmiyor gidebilmek için.
Bu yükselme teklifini bize Allah yapmıştır.
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl, secde halidir.” buyuran Efendimiz, bu yükselişin yöntemini talim etmiştir. (Müslim, Ebu Davud, Nesai / Kenzu’l-Ummal, h.no: 3328)
Bu hadise binaen, ‘Namaz, mü’minin miracıdır’ diyen ulemamız da, son noktayı koymuştur.
Şu halde namazını kıl ve yükselmeye başla kardeşim!


Kabul olmayan dua yoktur; Sabretmeyen müslüman vardır!
“Acele etmediği müddetçe her birinizin duasına icâbet olunur. Ancak şöyle diyerek acele eden var: “Ben Rabbime dua ettim, duamı kabul etmedi.” (Buhârî, Daavât, 22)


Başımıza iki kolaylık gelirse, bunun peşinden muhakkak bir de zorluk gelir.
Bunun sebebi, Allah’ın dünyaya bağlanmamızı istememesidir!


Şeriat 3K görüntüyse, Tarikat 4K görüntüdür!
Resim aynı resimdir ancak, detaylar kaliteyi belirler…


Başarılı olmak istediğin konuyu iyi seç!
Hayat o kadar kısa ki, sadece bir şeyde iyi olabilirsin!


Yeni nesil araçlarda emniyet kemeri ikaz sesi var.
Bazıları kemer tokası takıyor ve sesi kesiyor, ama kemer yok!
‘Ben biliyorum’ deyip nasihatimizi dinlemeyenler de bir tıkla ikaz sesimizi kısabiliyor.
Ani bir frende Süpermen gibi camdan dışarı uçacak haberi yok! “Din nasihattır…” (Buharî, Müslim)


Sıkılmak, zekâ eksikliğini gösterir! Müslüman ‘sıkıldım’ kelimesini kullanmaz!
Yapacak işi olmayanlar, boş adamlar sıkılır! Bizim sıkılmaya vaktimiz yok!


Müslümanlar için en yüksek kazanç sezonu 3 aylarla başlar; Recep, Şaban, Ramazan.
Çantacı müslümanlar içinse bu sezon; Temmuz, Ağustos, Eylül’de başlar…


Doğum gününde oruç tuttun mu hiç? Allah’ın Peygamberi, her Pazartesi günü, doğumuna şükrolsun diye oruç tutardı. (Övgüler ve selam üstüne olsun!)


İlk emri ‘Oku!’ olan, peşinden kaleme ve satırlarına yemin eden ve 70 küsur yerde ‘aklınızı kullanın’, ‘düşünün’, ‘tefekkür edin’ buyuran Kurân’a gerici diyebilmek için; 1) Okumamak, 2) Aklını kullanmamak gerekir…


Hata yapabilirsin, düşebilirsin; etten-kemiktensin, bu normal!
Dünyanın en iyi futbol takımları bile hata yapar ve maç kaybedebilir.
Fakat, unutma ki sezon sonunda şampiyon olanlar, her zaman en az hata yapanlardır…


‘Ben müslümanım’ diyorsan, şu iki kelimeyi kullanmayı terketmelisin; Bana göre, Bence.


Görmeyen göz, işitmeyen kulak, düşünmeyen akıl ne kadar anormalse, zikretmeyen dil de o kadar anormaldir!


Elimi değil, kellemi taşın altına koymuşum ben!
Şu meydanda kılıç kuşanmaktan korkuyorsanız, bari kalkan tutun da sırtımı kollayın! Ben sizin yerinize de dövüşürüm!


Sessizliği sevmeyen bir kalp, ölüme hazır değildir!


Sence hangisi daha cahil? 1) Ağaca tapan? 2) Güneşe tapan? 3) İneğe tapan? 4) Kendi elleriyle yaptığı puta tapan?


Bir zengin, ilim öğrettiğin herkes için sana 100 lira verse ne yaparsın?
Parayı gözün görüyor ama sevabı görmüyor, bu yüzden hafife alıyorsun!
Bu teklifi bize Resûlullah yaptı: “Kim, bir ilim öğretirse, kendisine, onunla amel eden kimsenin ecri kadar sevap vardır…” (İbni Mace)


Bu dünyada askerler iki türlüdür:
Ne olacağını bekleyenler ve Mevziye koşanlar.
Mevziye koşanlar akıllıdırlar!


Bu hayat denilen maça 2-0 galip başladık elhamdülillah: 1) Müslüman ülkede doğduk, 2) Ehli Sünnet dedemizin torunlarıyız…


Kaliteli bir müslümanın sevgi sıralaması:
Allah (O’nun şânı ne yücedir!)
Resûlullah (Övgüler ve selam üstüne olsun!)
Sahabe (Allah, bu dini bize nakledenlerden razı olsun!)
Anne
Anne
Anne
Baba
Mürşid
(Üstadım İhramcızâde, bayram namazından hemen sonra kendisini ziyarete gelen ihvânını, ‘Önce anne-babanızla bayramlaşın, sonra bize gelin!’ diyerek evlerine yollardı…)


Evleneceğin kızın temiz olmasını istiyorsan, sen de temiz kalmalısın!
Namus, sadece kadın için geçerli olan bir kavram değil.
“…Temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır…” hükmü, dengeyi isteyenin dengeli olması gerektiğini beyan ediyor. (Nur 26)


Bir derviş ile bir avam arasındaki kalite farkı, Alex ile Selçuk Şahin arasındaki fark gibidir.


Kliman bozuluyor; teknik servisi arıyorsun, ücret veriyorsun,
Çamaşır makinan bozuluyor; arıyorsun, ücret veriyorsun,
Kombin bozuluyor; arıyorsun, ücret veriyorsun,
Ama kalbin bozuluyor; hiç bir ücret vermeyeceğin din adamlarını aramıyorsun!
Gözünde değerli olmaları için, illâ ücret mi almaları lazım?!
“Sizden hiç bir ücret istemeyenlere tâbi olun. Onlar, hidayete erdirilmişlerdir.” (Yasin 21)


‘Hocam dua et, şu işim olsun’ diyorsun.
‘Şu namazı kıl, şu zikri yap’ diyorum; ‘Sen mübarek adamsın’ deyip gidiyorsun!
Hoca sana olta veriyor, sen hep balık istiyorsun! Baban olsa evden kovar; evlatta bi yere kadar!


Kız, ‘Evlenince kapanıcam’ diyor.
Erkek, ‘Evlenince namaza başlayacam’ diyor.
‘Namaz kılmıyorum ama kalbim temiz!’ terennümünü söyleyen ne kadar çocuk varsa, bu iki aklın toplamından üremiştir!


‘Bu namazlar ne zaman bitecek?’ diyorsun ama, ‘Bu faturalar ne zaman bitecek?’ demiyorsun, boyna ödüyorsun!


Oturduğun ev bugün temiz, ama yarın yine kirlenecek ve yine temizlemen gerekecek. ‘Benim kalbim temiz!’ demekle bitiyor mu?


Dünyada ufak bir ada olsun; Çalışmak yok, hastalanmak yok, yaşlanmak yok, ölmek yok!
Böyle bir adada yaşayabilmek için dünya parası geçerli olur mu? Bu adacık, o kadar değerli bir toprak parçası olur ki, insanlar orada yaşayabilmek için kan dökerler. Gökleri üstümüzde direksiz tutan Allah, cehennemden en son çıkacak olan müslümana bile, 10 dünya büyüklüğünde cennet vadediyor.
Sorum şu ki; vaadi mi beğenmedin, yoksa vaad edene mi inanmadın?
Bir adam gelse ve ‘sana bu adadan bir ev vericem’ dese, ama ‘önce seni güzelce bir dövücem’ dese, kabul etmez misin?
Böyle bir teklifi olan varsa ilk bana gelsin! Ben Tekwandocuyum, gel beni döv! Ayağımı kaldırmam söz!
Hem hava atarsın, ‘bir hoca dövdüm, iki tane hocalığı vardı!’ diye…
Allah’ın bu dünyada bize verdiği tüm sıkıntılar, cennet teklifi sebebiyledir.
Sabredip ağzını bozmayan kazanacak, sabretmeyip isyan edense, hem burada dayak yiyecek hem cehennemde…


‘İmama kızdım, namazı bıraktım hocam!’ dedi bana.
Lokantacıya kızdığın için yemek yemeyi bırakmazsın sen! İyisi mi, lokantayı değiştir ve yemeye devam et…


Bir adamın müslümanlığı ya ticarette, ya yolculukta, ya da halı sahada belli olur!
Nice badem bıyıklı, ilikli yakalı, beyaz çoraplı, yumuşak başlı adam gördüm; halı sahada maça başlayınca ağzından alevler fışkıran ejderhaya dönüşüyor!


Tesbih koleksiyonu yapan adam, tesbihi çevirip Allah’ı zikretmiyor!
Kebapçıda iskender söyleyip, bitmesin diye yememek gibi!
“Ve O’nu sabah akşam tesbih edin.” buyuruyor kardeşim; gel zikret!
Korkma, tesbihin erimez… (Ahzâb 42)


Kıyametin küçük alametleri gibi, ölümün de küçük alametleri vardır.
Tıpkı, kullandığın aracın benzin ışığının yanması gibi. Işık yanınca, ‘Eyvah, benzin bitmiş! Yine elim cebime gidecek’ diyorsun.
Saçına ak düşmesi de, senin benzin ışığının yandığını gösteriyor. Dikkat et; ödeme vakti geliyor…


İslam ilimleri bir okyanus gibidir. Sizin hocanızın ilmi, bu okyanusta bir damla gibidir. Yirmi yıldır o damlayı anlatıyor hala bitiremedi!
“…Size pek az ilim verilmiştir.” (İsrâ 85)


Edepsize cevap vermemek, edeptendir.
Yolda bir deli sana tükürse, neden tükürdün demezsin değil mi?


Şehvet lezzeti, yemek lezzeti gibidir. Yemek yerken midenin alacağından fazlasını yersen, miden sıkıntıyla feryad eder.
Ağzının içinde oluşacak olan anlık bir haz için, saatlerce sürecek bir sıkıntıyı çekmeye değmez kardeşim!
Peki, birkaç dakikalık zîna hazzı için, kalbi ve ruhu yıllarca inletmeye değer mi?


‘Ben, hayatımda hiç musibet görmek istemiyorum’ diyen kimse, ‘ben bu dünyada hep güneşi görmek istiyorum; yağmuru, şimşeği ve geceyi görmek istemiyorum’ diyen adam gibidir!


Elektrik faturasını biraz geciktirince, kırmızı bir ödeme kağıdı geliyor.
Hemen idareye koşuyorsun, ‘aman elektriğimi kesmesinler’ diyerek.
Oysa Yaratıcın, her gün beş kez seni huzuruna çağırıyor; gözlerindeki, ayaklarındaki ve aklındaki elektriğin faturasını ödemen için, ama sen yoksun!


Abdestsiz ve ibadetsiz yaşayan insanlar, evinin kapısını açık bırakıp uyuyan insanlar gibidir. Cinlerin tasallutuna davetiye çıkartırlar.
Çünkü, günahla dolu bir yaşam, kapıyı pencereyi düşmana açmak demektir.
Başka bir deyişle, bu insanlar, bir kale içinde düşmanla mücadele ederken, kalenin kapılarını açan askere benzerler.
Aynı cinler, namaz kılan ve Allah’ı zikredenlere zarar veremezler. Çünkü onlar, bu ibadetlerle kalenin duvarlarını yükselttikçe yükseltirler.


Kader inancını inkar eden kişi hakkında bir misal getireyim;
Büyük ve kompleks bir bina yapıyorsun. İnce işçiliğini de bitirdikten sonra, giriş katı daha güzel ve daha geniş görünsün diye, 6 olan beton sütundan birini yıktın ve sütun sayısını beşe indirdin.
Sütunu yıktın ama diğer beş sütun ağırlığı taşıyamadı ve tüm bina yıkıldı.
Bütün yaptığın doğrular, bir yanlışınla beraber yok olup gitti!
Kaderi ve alın yazısını inkar edip iman sütunlarından birini yıkan müslümanın durumu da işte budur…
“De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez…” (Tevbe 51)


Bir dünya hayal edin;
Herkes zengin, fakir yok!
Herkes sağlıklı, hasta yok!
Herkes güzel, çirkin yok!
Böyle bir dünyada, zenginliğin, sağlığın ve güzelliğin kıymeti nasıl bilinecek?
İnsanlar ne ile sınav edilecek ve kim cenneti arzu edecek?
“Sonra o gün, nimetlerden elbette hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür 8)


‘Ehliyet almak istiyorum ama sınav olmak istemiyorum!’ cümlesi ne kadar boşsa; ‘cennete girmek istiyorum ama imtihan edilmek istemiyorum!’ cümlesi de o kadar boştur… “Ve elbette sizi imtihan ederiz…” (Bakara 155)


Trafikte seyrederken, her küfrettiğinde bir melek sana bir Osmanlı tokadı vursa kulakla yanak karışık, bir daha küfreder misin? Burada cezanın peşinen gelmeyişi seni aldatmasın!
“(Resûlüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” hükmü, bir tokattan çok daha dehşetli olan bir zamanı haber veriyor! (İbrahim 42)


Dükkanına bir işçi alsan, üç tane emir versen ve isteklerini yapmasa, hemen dükkandan kovarsın değil mi?
Hergün Allah’ın onlarca emrini yerine getirmeyerek asi oluyorsun ama, O seni dünya denilen bu dükkandan kovmuyor işçi kardeşim!
Şu merhamete boyun eğmen lazım gelmez mi?


Siz, puta tapanların zevk almadığını mı düşünüyorsunuz?
Hristiyanlar ‘üç tanrı var!’ derken ve onlara yaklaşmak için ayinler yaparken huzur bulmuyorlar mı?
İneğe tapanlar ve güneşe tapanlar manevi açlıklarını gidermiyorlar mı?
Allah insanı kul olması için yaratmıştır ve içine kulluk etmek denilen bir açlık mekanizması yerleştirmiştir.
Kime ve neye taparsa tapsın, bu açlığı bir nebze de olsa tatmin bulur. Mesele ise, içimize bu açlık duygusunu yerleştirene, yerleri ve gökleri yaratan doğru ilaha, yani Allah’a tapmaktır.


Allah benim ibadetime karışsın ama iş hayatıma karışmasın diyor cahil müslüman!
İslam, açık büfe kahvaltı değildir kardeşim. Sadece sevdiğin şeyleri alamazsın!
“Cihad, hoşunuza gitmediği halde üzerinize farz kılındı. Bazen bir şey hoşunuza gitmez, halbuki o şey sizin için bir hayırdır. Ve bazen da bir şeyi seversiniz, halbuki o şey sizin için bir şerdir. Allah bilir, sizler bilmezsiniz.” (Bakara 216)


Banyoda, ateşin ısıttığı suya dayanamayan adam, methettiği günahıyla ateşin kendisine meydan okuyabiliyor!
Bir akıl, nasıl bu kadar zayıf düşebilir?


‘Kurtulmak için cemaate ihtiyacım yok; ben yalnız takılırım’ diyor mağrurca.
Hiç mi belgesel izlemedin be kardeşim! Çita, en evvel, sürüden uzak olan antilopun peşinde koşar.
“Şeytan, koyunun kurdu gibi insanoğlunun kurdudur. Sürüden ayrılan ve uzaklaşan koyunu kurt nasıl kaparsa, şeytan da cemaatten uzaklaşan insanı öyle kapar. Onun için tenha yollardan uzak durun. Cemaatten, topluluktan ve mescidlerden ayrılmayın!” (Ahmed b. Hanbel – Müsned)


Eğer hocan zayıfsa balık verir. Üç gün verir, beş gün verir, yedinci günde balığı biter!
Fakat hocan kaliteliyse, eline bir olta verir ve sana balık tutmasını öğretir…


Birkaç düşman kazanmadan Allah’ın dostu olamazsın!
Mekke’deki herkes Resûlullah’ı severdi. Ama davayı anlatmaya başlayınca düşmanları dostlarından çok oldu.
Düşmanının çok olması, Efendimizin yanlış yolda olduğu anlamına mı geliyor?!
“…(Onlar) hiç bir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir…” (Mâide 54)


Doğdun, büyüdün, evlendin, çocuğun oldu ve yaşlanıyorsun… Senin için hayat bu mu?
Tüm işi, ağını kurup sineklerin yolunu gözlemek olan bir örümcekten ne farkın var?
Ya da tek derdi, yaz mevsiminde kış için gıda depolamak olan bir karıncadan farkın ne?
Zeka seviyenin ve hedeflerinin bir hayvanla eşit olması seni rahatsız etmiyor mu müslüman?!
Sen yaratılmışların en şereflisi olan insansın!
Bir karınca gibi sadece kendini ve yuvanı düşünemezsin. Bütün insanlığı düşünmek zorundasın!
Bu senin yeryüzündeki haifelik vazifendir; vazifeni yap ve ateşe koşan insanların gözlerindeki bağı çöz!
Onlara İslamı anlat ve her kurtardığın insanla beraber yeni bir dünya kurtar!
İşte kahramanlık bu! Boşuna Süpermene özenme! O hikaye, bu ise gerçek…


İnsanlar üç sınıftır: Dünya, Ahiret ve Denge…


‘Namazlarımdan lezzet alamıyorum, bu yüzden bırakmayı düşünüyorum’ yazmış kardeşim!
Ağzının içinde yara çıktı diye, yemek yemeyi bırakmazsın ki!


Yıllar önce ödemediğin çöp vergisi, önünde sonunda karşına çıkar; Devlet unutmaz!
Peki, gençliğin boyunca ödemediğin namaz, oruç ve zekat borçları karşına çıkmaz mı?
Sence Allah unutur mu?!


Sen, Rabbine, ‘Her gün senin adını zikredeceğim Allah’ım’ diye söz verdin derviş!
Benim geldiğim yerde sözünü tutmayana iyi şeyler söylemezler…


‘Bu konuda yanlışsın hocam!’ dedi ilimsizce.
Kardeşim, bizde yanlış olmaz!
Olmuşsa da yanlışlıkla olmuştur…


İnsan midesi yemek istediği gibi, tenâsül uzvu da şehvet ister!
Şu halde, midene indirdiğinin helal olmasına dikkat ettiğin gibi, tenâsül uzvunun da helâlinle olmasına dikkat etmelisin!


Tavuk bile insana hizmet ediyor. Bir kadın hayatında ortalama iki üç çocuk doğurur. Tavuksa her gün yumurta doğuruyor.
Bu yüksek miktardaki acıya her gün insan için katlanıyor ve vazifesini yapıyor. Vazifesini yapmayansa, bir tek insan görünüyor!


İnsan bedeninde en çok sinir olan iki azamız vardır. Beyin ve tenasül uzvu.
Bu iki uzvumuz zıt kutuptur. Hangisini çok kullanırsak, diğerini zayıflatır.


Bir yerde demir varsa, orada pas kaçınılmazdır.
Bir yerde insan varsa, orada hastalık, yaşlılık, unutma ve hata da olacaktır.


Sağlıklı ve imanlı bir yaşam için, tüm esnaf kardeşlerime 4 beyazdan uzak durmalarını tavsiye ediyorum;
Şeker, Un, Tuz, Rus…


İbadetlerimizden lezzet alamamak, ruhumuzun hastalandığının işaretidir. Bu ciddi bir hastalıktır!
Nasıl ki bedenimiz hastalandığında, yatağa düştüğümüzde, bedenimizin gıdası olan yiyeceklerden hiçbir lezzet alamıyorsak, ruhumuz hastalandığında da, onun gıdası olan ibadetleri yaparken hiçbir lezzet alamayız.
Bunun daha kötü bir boyutu ise, yaptığımız ibadetlerin artık bize sıkıntı vermesidir!


Hayat,başına gelen musibetler karşısındaki tavrındır.


İnternetten sohbet seyretmek, Tv den maç izlemek gibidir. Asla stattaki havayı alamazsın!


Şimdiki dervişler hep Napolyon’un tarikatından; Para, para, para!


Derviş kardeşim;
Nasıl ki, şeyhinin yediği yemekle karnın doymuyorsa, onun çektiği zikirle de kalbin dolmaz!
Arkadaşın lokantaya giderken, ‘benim yerime de bir iskender ye!’ demiyorsun değil mi? Şu halde çalış ve ye!


Bugünkü dervişler, ‘devlete kapağı atayım da kurtulayım’ diyen memurlar gibi. Çalışmıyorlar!


Mürşid, telefonun şarj aleti gibidir; Elektrik üretmez, iletir…


Bizden ilim öğrenmek, Pes oynamak kadar kolay ve zevklidir.


Bedenimizin yaşayabilmesi için gıdaya ihtiyacı olduğu gibi, ruhumuzun da simit pogaçaya ve kaymaçinaya ihtiyacı vardır ki, bu da sohbettir…


‘Namaza başladım hocam, şeytana vuruyorum kırbacı’ dedi bitirim!
Hayır, hayır! Sen böyle yapma; şeytana meydan okuma!
Akıllı bir esnaf, Muhammed Ali’yle boks maçına çıkmaz…


Dünya, çırpındıkça içine çeken bir bataklık gibi.
Sohbet sahilinde mangal keyfi varken, bataklıkta çamur içmek neden?


Cemaate ihtiyacım yok diyen adam, tek başına futbol oynayan kimse gibidir. Vur duvara gelsin!


Şeytan, ağır siklettir. İki tane Karate filmi izledin, iki sohbete gittin diye dayılanma! Bilgisayar oyunu oynamıyoruz, adam gerçek!


Tedbir almamak, Allah’ı imtihan etmek demektir! Yangın tüpünü köşeye koy, sonra Allah’a tevekkül et…


Bu sefer, kurbanınla beraber bir kötü ahlakını da kes!


Bugün dostunu selamdan unutma ki, kalbi sana soğumasın! Zira, çay bile unutulduğunda soğur…


Osmanlı’nın yıkılışıyla, milletimizin bin yıllık hafızası alındı. Bugün bu insanlara İslamı anlatmak, çölde limonata satmak gibi. Geçmişi hatırladıkça, daha fazlasını talep ediyorlar.


Bir futbolcu için futbol topu neyse, bir müslüman için de namaz odur!


Sen bir çekirdek gibisin kardeşim;
Topraktan ayrılmamalısın ki bu sohbettir. Suyu istemelisin ki bu feyizdir. Güneşle konuşmalısın ki bu mürşiddir.
Toprağın, suyun ve güneşin olmazsa, ne filizlenirsin, ne meyve verirsin!


Ahiretin para birimi sevaptır. Rusya’ya giderken Ruble biriktiren adamın, kabre doğru giderken sevap biriktirmemesi; geçici olan parayı kalıcı olan paraya tercih ettiği anlamına geliyor!


‘Müslümanım ama şeriatı istemiyorum’ demek, ‘Fenerliyim ama şampiyon olmayı istemiyorum’ demek gibi akıl dışı!


Hep telaşlısın! Bi yerlere koşuyorsun ve bi şeylere yetişmeye çalışıyorsun. Ne zaman biraz durup ruhunu dinleyeceksin?


Hiçbir bâtıl din, tâbisini günde beş defa huzuruna çağırmaya cesaret edemez!


Bir müslümanı ölümle korkutmak, bir güvercini yükseklikle korkutmak gibi komik!


Namaz yok, sohbet yok, zikir yok! Bu ne özgüven? Aşere-i mübeşşere misin, 10 artı 1 misin sen?


Bu otobüs Allah’a gidiyor. Bunun bir parçası ol da, hangisi olursan ol;
Direksiyon olamıyorsan yedek lastik ol. Motor değilsen ayna ol. Silecek değilsen cam ol. Yeter ki içinde ol…


Tebliğimizi yaparken nefsimizi karıştırmayacaz. Tesiri olmaz!
Kendimizi aradan çekicez. İslamın yükselmesi için konuşucaz, nefsimizin yükselmesi için değil!


‘Kalbin gözü kördür’ sözü kısmen doğrudur. Kör bir adamı nereye çağırırsanız oraya gelir, sese inanır.
İlimle tanışmayan ve İslamı bilmeyenler de, körler mesabesindedir. Ya siz çağıracaksınız, ya şeytanlar!


Uyumasaydık ne olurdu? Daha çok çalışırdık. Daha fazla görevimiz olurdu.
Uyku için gerekli olan iki şeyden uzak kalırdık: Karanlık ve sessizlik.
Hep bir koşuşturma ve telaş içinde olurduk, dinlenmeye ve kendimizi dinlemeye hiç fırsat bulamazdık…


Cam fanustaki bir balığa nasıl bakıyorsak, melekler de bize öyle bakıyor.
Balığın dünyası çok küçük, ama akvaryumu çok büyük bir alem gibi görüyor.
Biz insanoğlunun dünyası da, meleklerin dolaştığı alemlerin yanında işte bu kadar küçük.
Şimdi zenginlerin yeni eğlencesi karınca kolonisi satın almak. Cam fanus içindeki karıncalara tanrıcılık oynuyorlar.


Nevruz’da ateşin üstünden atlayan çekirge! Ateşin içine atlıyorsun haberin yok!


Adama soruyorum, ‘Kardeşim niye flört yapıyorsun?’ ‘Biz ciddiyiz hocam!’ diyor.
Ciddi ciddi cehenneme gidiyorsunuz yani…


Evde dizi izlerken ilim öğrenemezsin! Eğitimsiz bir aklın bilgisine güvenemezsin!


Şu kısa dünya hayatında önünde iki seçenek var: Ya ot gibi gelir, saman gibi gidersin, ya da özel bir şeyler yapar, dini öğretir, iz bırakırsın…


İlgi alanlarını seçerken çok titiz davranmalısın!
Zira, gözler ve sözler ne ile meşgulse, kalp onu sever…


Bunların kızları baleye gider, oğulları piyanoya. Bunlardan Fatih çıkmaz!


Kişi, insan olamasa da insan taklidi yapabilmeli!


Zayıf adamlarla yola çıkmayın! Küçük bir zorlukta, ya yolu satar, ya da sizi…


Gece gece, hiç tanımadığı bir erkeğe usulca sokulan(!) bir kadın, bize ahlak öğretemez.


Bir ağır ceza hakimi de kanunları çiğnemekten korkar, sokaktaki simitçi de.
Ancak hakim, suç ve ceza konusunda detaylara hakim olduğu için, simitçiye nazaran korkuda yakine ermiştir…
İşte bir alimin, avam yanındaki durumu da bunun gibidir!


Güneşin şeçme şansı yok, her gün doğmak zorunda. ‘Yarın doğmayacam arkadaş, yoruldum, yeter yaa!’ diyemez.
Fakat, insanın iradesi ve seçme şansı var. ‘Yarın sabah yeniden doğacağım, ama bu kez Allah’ın dinini yükseltmek için doğacağım’ diyebilir…


Hiçbir kariyer, cehenneme girmeye değmez.


Facebook’un zekâtı İslama davettir. Bu daveti yapmayanlar, boşa harcadıkları zamandan mesuldürler.


Sevdiğin adamı yetiştiren adamı da sevmeli değil misin?
ŞiirleFu gibi, ruhumuzun da simit pogaçaya ve kaymaçinaya ihtiyacı vardır ki, bu da sohbettir…


‘Namaza başladım hocam, şeytana vuruyorum kırbacı’ dedi bitirim!
Hayır, hayır! Sen böyle yapma; şeytana meydan okuma!
Akıllı bir esnaf, Muhammed Ali’yle boks maçına çıkmaz…


Dünya, çırpındıkça içine çeken bir bataklık gibi.
Sohbet sahilinde mangal keyfi varken, bataklıkta çamur içmek neden?


Cemaate ihtiyacım yok diyen adam, tek başına futbol oynayan kimse gibidir. Vur duvara gelsin!


Şeytan, ağır siklettir. İki tane Karate filmi izledin, iki sohbete gittin diye dayılanma! Bilgisayar oyunu oynamıyoruz, adam gerçek!


Tedbir almamak, Allah’ı imtihan etmek demektir! Yangın tüpünü köşeye koy, sonra Allah’a tevekkül et…


Bu sefer, kurbanınla beraber bir kötü ahlakını da kes!


Bugün dostunu selamdan unutma ki, kalbi sana soğumasın! Zira, çay bile unutulduğunda soğur…


Osmanlı’nın yıkılışıyla, milletimizin bin yıllık hafızası alındı. Bugün bu insanlara İslamı anlatmak, çölde limonata satmak gibi. Geçmişi hatırladıkça, daha fazlasını talep ediyorlar.


Bir futbolcu için futbol topu neyse, bir müslüman için de namaz odur!


Sen bir çekirdek gibisin kardeşim;
Topraktan ayrılmamalısın ki bu sohbettir. Suyu istemelisin ki bu feyizdir. Güneşle konuşmalısın ki bu mürşiddir.
Toprağın, suyun ve güneşin olmazsa, ne filizlenirsin, ne meyve verirsin!


Ahiretin para birimi sevaptır. Rusya’ya giderken Ruble biriktiren adamın, kabre doğru giderken sevap biriktirmemesi; geçici olan parayı kalıcı olan paraya tercih ettiği anlamına geliyor!


‘Müslümanım ama şeriatı istemiyorum’ demek, ‘Fenerliyim ama şampiyon olmayı istemiyorum’ demek gibi akıl dışı.



kerem önder, kerem önder youtube, kerem önder vikipedi, kerem önder video, kerem önder video izle, kerem önder twitter, kerem önder şiir, kerem önder sohbetleri, kerem önder sohbet, kerem önder sohbet izle, kerem önder nereli, kerem önder medine, kerem önder kime bağlı, kerem önder kimdir, kerem önder kim, kerem önder instagram, kerem önder ilahi, kerem önder hoca, kerem önder hoca kimdir, kerem önder hd video izle, kerem önder hangi tarikatten, kerem önder hangi cemaatten, kerem önder facebook, kerem önder ekşi, kerem önder beyt, kerem önder beyit, kerem onder, kerem onder youtube, kerem onder vikipedi, kerem onder video, kerem onder video izle, kerem onder twitter, kerem onder şiir, kerem onder sohbetleri, kerem onder sohbet, kerem onder sohbet izle, kerem onder nereli, kerem onder medine, kerem onder kime bağlı, kerem onder kimdir, kerem onder kim, kerem onder instagram, kerem onder ilahi, kerem onder hoca, kerem onder hoca kimdir, kerem onder hd video izle, kerem onder hangi tarikatten, kerem onder hangi cemaatten, kerem onder facebook, kerem onder ekşi, kerem onder beyt, kerem onder beyit, ismail hakkı toprak, ismail hakkı toprak hazretleri, ismail hakkı toprak hazretleri silsilesi, ismail hakkı toprak efendi, ismail hakkı efendi, ismail hakkı efendi kimdir, ihramcizade, ihramcizade ilim yayma, ihramcizade ilim yayma dernegi, ihramcızade ismail hakkı toprak sözleri, ihramcızâde ismail hakkı toprak sivâsî, ihramcızade ismail hakkı toprak kitapları, ihramcızâde ilim yayma derneği, namaz hakkında sohbet yazıları, namaz ile ilgili sohbet yazısı, dini sohbet izle youtube, dini sohbet izle dinle, sohbet video izle, sohbet videoları, sohbet videosu, ehli sünnet vel cemaat, ehli sünnet yolu, ehli sünnet itikadı, ehli sünnet vel cemaat nedir, ehli sünnet nedir,