“Ey iman edenler! Allah’a ve RASULÜNE İTAAT EDİN ve siz işitiyorken ondan yüz çevirmeyin!”(Enfal 20)
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, RASÛLE İTAAT EDİN de, amellerinizi boşa çıkarmayın!” (Muhammed 33)
“...Eğer Allah ve RASULÜNE İTAAT EDERSENİZ, Allah amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”(Hucûrat 14)
“Allah’a ve Rasulüne itaat edin! Umulur ki merhamet edilirsiniz.” (Al-i İmran 132)
“...Eğer mü’min iseler, Allah ve Rasulü razı edilmeye daha hak sahibidir.” (Tevbe 62)
“Onlara; 'Allah’ın indirdiğine ve (Muhakeme olmak üzere) NEBÎ'YE GELİN!' denildiği zaman, münafıkların senden bir çevriliş ile yüz çevirdiğini görürsün.” (Nisâ 61)
“Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdiği Nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Onlar ne iyi arkadaştırlar.” (Nisa 69)
“Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi davet ettiği zaman Allah’a ve RASULÜNE İCABET EDİN. Bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer ve siz hakikaten yalnız O'na dönüp toplanacaksınız!”(Enfal 24)
“Allah’a ve RASULÜNE İTAAT EDİN ve çekişip birbirinize düşmeyin; (yoksa) çözülüp ayrılığa düşersiniz ve gücünüz gider...”(Enfal 46)
“Allah’a itaat edin. Rasûl’e de itâat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz, bilin ki Rasûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmektir.” (Mâide 92)
“De ki: Allah’a ve Rasûlü’ne itâat edin. Eğer yüz çevirirlerse, bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-i İmrân 32)
Kur’an’da geçen, yüze yakın Peygambere itaati emreden ayetlerden en kısa olanları almaya çalıştım... (Övgüler ve selam Allah'ın Peygamberine olsun)
* Hiç şüphesiz bu ayetlerde sözü edilen itaat, sadece Yüce Allah’ın O’na indirdiği Kur’an emirlerine itaat değildir. Çünkü bu durumda Kur’an’ın pek çok yerinde Nebî'ye itaatin, Allah’a itaatle birlikte zikredilmesinin bir anlamı kalmazdı.
İmam Şafii, meşhur eseri el-Ümm'de konuyla alakalı olarak şunları kaydeder:
“Peygamber'in farz kıldığı her şey vahiy ile olmuştur. Bir okunan vahiy (vahy-i metluv) vardır, bir de doğrudan Hz. Peygamber'e vahyedilen ve Hz. Peygamber'in sünnet kıldıkları vardır." Şafii, bu ikinci çeşit vahyin, ister bazılarının dediği gibi Cebrail tarafından Hz. Peygamber'in kalbine ilka edilen bir bilgi olsun, isterse insanları doğru yola iletmesi için bizzat Allah'ın kendisine bildirdiği bir bilgi olsun, herkesi bağlayıcı olduğunu söylemektedir.”
Şafii, bu yaklaşımı aynı kitabın bir başka yerinde şöyle ifade eder:
“Peygamber, Allah'ın emri olmadan hiçbir konuda hüküm vermemiştir. Allah'ın, Peygamberine gönderdiği emirler iki kısımdır: Biri, bizzat Allah'ın insanlara tebliğ edilmek üzere inzal ettiği vahiy; diğeri de Allah'tan "şu işi şöyle yap" diye bir mesaj gelir, o da onu yerine getirir.” Şafii, bu yaklaşımını delillendirmek için,
"(Ey Peygamber hanımları) oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve HİKMETİ zikredin." (Ahzab 33/34) âyetini anarak, vahyin ikinci kısmını "hikmet"le açıklar. İmam Şafii, bir başka yerde de şöyle demektedir:
"Bazı âlimlere göre, Hz. Peygamber'in sünnetinin tümü, onun kalbine ilka olunmuştur ve onun sünneti de hikmetin ta kendisidir."
Bu sebeble, Peygambere tâbi olmak, ayetlere tâbi olmak gibi farzdır! Hadisler de sıradan bir insan sözü değil, Yüce Allah’ın emri ile kendisine itaatle emrolunduğumuz bir zatın sözleridir. Nitekim Kur’an’ın ilk muhatapları olan sahabeler de bunu böyle anlamış ve Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bütün emirlerini titizlikle uygulamaya, bilmedikleri her hususu O’ndan sorup öğrenmeye çalışmışlardır.
Ubade (radiyallahu anh) şöyle dedi:
“Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e vahiy geldiği esnada başını eğer, sahabeler de kendilerine vahiy gelmediği halde Efendimize ittiba için başlarını eğerlerdi.” (Begavi Şerhu’s-Sünne 13/322, Taberi Tefsiri 4/198)
“Muhammed’in canı, (kudret) elinde olan Zât’a yemin olsun ki; bu ümmetten Yahudi veya Hıristiyan herhangi bir kimse beni duyar da sonra benimle gönderilen dine inanmadan ölürse, mutlaka cehennem ashâbından olur!” (Müslim, İman: 70, no:153)
Resûlullah aleyhissalâtü vesselam’ın Dine Dair Her Sözü Vahiydir:
İmam Serahsi (rahmetullahi aleyh), Resulullah’ın, rey ve içtihadı sonucu ulaştığı hükümler olduğunu, bunların da “ma yüşbihu’l-vahy / vahye benzediğini” ifade eder. O’nun hata üzere bırakılmaması, devamlı vahyin kontrolünde olması gibi hususlar, bu kısımdan olan hükümleri de vahiy mesabesinde kılmaktadır. Ümmetten diğerlerinin içtihadı ise, yanılma ihtimallerinin olması ve bu yanılmalarının vahiyle düzeltilme imkanı bulunmaması sebebiyle, Hz. Peygamber (asm)'in içtihadı mesabesinde değildir. (Serahsi, Şemsuddin, Usulü’s-Serahsi, Beyrut, 1973, II, 90-96)
Serahsi’nin bu açıklaması, neticede Hz. Peygamber (asm)’ın bütün davranışlarının vahye dayandığı O’nun tashihinden geçtiği anlamına gelmektedir. Zira Hz. Peygamber’in davranışı veya sözü ya doğrudur ya da yanlıştır. Hayatı boyunca düzeltilmişse zaten son hali esastır. Aynen kalmışsa, onun doğru olduğu ortaya çıkar. Zira yanlışın Allah tarafından devam ettirilmesi mümkün değildir. (DİA İslam Ansiklopedisi, İsmet md.)
* Alıntı Başlangıcı: Sorularla İslamiyet
- Alıntı Sonu
Sonuç olarak, Kur’an’ın bu kadar açık ayetini inkar eden akıllar ya kiraya verilmiş yahut satılmış demektir!
Zikredeceğim şu son ayette, hadis inkarcılarına kapak olsun!
“Hayır, Rabbın hakkı için onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde SENİ HAKEM YAPIP, sonra da SENİN VERDİĞİN HÜKME KARŞI içlerinde bir burukluk duymadan TAM ANLAMIYLA TESLİM OLMADIKÇA iman etmiş olamazlar!”(Nisa 65)
İçeriği ve reklamları kişiselleştirmek, sosyal medya özellikleri sunmak ve trafiği analiz etmek için çerezler kullanıyoruz. Sitemizi kullanımınızla ilgili bilgileri ayrıca sosyal medya, reklamcılık ve analiz iş ortaklarımızla paylaşabiliriz. İş ortaklarımız, bu bilgileri kendilerine sağladığınız veya hizmetlerini kullanırken topladıkları diğer bilgilerle birleştirebilir.