Terbiye Eden Rabb: Allah

Yaratıcımız Allah, Kur'an'ın en başına koyduğu, Kitabının bir özeti mahiyetinde olan Fatiha suresinde önce "Allah" ismini zikrettikten hemen sonra "Rabb" ismini kullanıyor ve kendisini biz kullarına tanıtırken, "Rabbul Alemîn - Alemlerin Terbiye Edicisi" tabirini kullanıyor.

Terbiye Eden Rabb: Allah

Terbiye Eden Rabb: Allah

Yaratıcımız Allah, Kur’an’ın en başına koyduğu, Kitabının bir özeti mahiyetinde olan Fatiha suresinde önce “Allah” ismini zikrettikten hemen sonra “Rabb” ismini kullanıyor ve kendisini biz kullarına tanıtırken, “Rabbul Alemîn – Alemlerin Terbiye Edicisi” tabirini kullanıyor.
 
“Er-Rabb” adı Yüce Allah’ımızın güzel isimlerinin en fazla anlam ifade edenlerinden biridir. 
“Rabb” kelimesi sözlükte mâlik, yaratıcı, sâhip, bir şeyi ıslâh eden, terbiye eden, efendi anlamlarına da gelir.
 
Müfessir Fahreddini Razi, Allah’ın terbiye ediciliğinin, insanların terbiye ediciliğine olan farklarını şöyle açıklar:
 
“İki türlü terbiye eden vardır:
 
Birincisi: Üzerinden kazanç sağlamak için bir şeyi terbiye eden. 
İkincisi: Terbiye edilen kazanç sağlasın diye onu yetiştiren.
 
Bütün mahlûkatın yaptığı terbiye birinci kısma dahildir. Çünkü insanlar, başkalarını, onların üzerinden, ya mükâfat ya övgü cinsinden bir kazanç elde etmek için yetiştirirler.
 
İkinci kısım terbiye eden ise sadece Cenâb-ı Allah’tır. Nitekim Cenâb-ı Allah bir hadis-i kutsî’de şöyle buyurmuştur:
 
“Ben, Benden kazanç sağlayasınız diye sizi yarattım, yoksa sizin üzerinizden kazanç sağlayayım diye değil.” 
Bu demektir ki, Cenâb-ı Hakk hem terbiye ediyor hem de ihsanda bulunuyor. O’nun terbiye etmesi ve ihsanı, başka eğiticilerin terbiye ve ihsanına benzemez.
 
Allah’ın terbiye etmesi, O’nun dışındaki varlıkların terbiyesinden farklıdır. 
Bunu birçok yönden izah edebiliriz:
 
Birincisi: Hak Teâlâ’nın kullarını, kendisi için değil, kullar için terbiye ettiğini; O’nun dışındakilerin ise hem kendileri için hem başkaları için terbiye etmeye uğraştıklarını açıklamıştık.
 
İkincisi: Allah’ın dışındakiler terbiye ettikleri zaman, bu terbiye nisbetinde hazine ve mallarından noksanlaşma olur.
Halbuki Cenâb-ı Allah, noksanlık ve zarara uğramaktan münezzehtir. Nitekim O, “Hiçbir şey hâriç olmamak üzere her şeyin hazineleri bizim yanımızdadır. Biz onları malum bir miktar dışında indirmeyiz.” buyurmuştur. (Hicr 21)
 
Üçüncüsü: Cenâb-ı Hakk’ın dışında ihsanda bulunan kimselere, fakir ısrar ettiğinde, ona kızar ve onu mahrum eder, istediğini de vermez. Halbuki Allah Teâlâ böyle değildir. 
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), “Cenâb-ı Hakk, duasında ısrar edenleri sever” buyurmuştur.
 
Dördüncüsü: Cenâb-ı Allah’ın dışında, ihsanda bulunanlardan, ihsan etmeleri istenmediği müddetçe kimseye bir şey vermezler. Ama O, istemeden de verir. 
Görmez misin ki O, annenin rahminde daha bir cenin ve aklı olmayan bir cahil iken seni terbiye etmiştir. Sen O’ndan istemesini beceremediğin halde de seni korumuş; Sen O’ndan istemediğin, aklının ve hidayetinin olmadığı zamanda da sana ihsanda bulunmuştur.
 
Beşincisi: Cenâb-ı Allah’ın dışında ihsanda bulunanların ihsanları, fakir olmaları, orada olmamaları veya ölmeleri hallerinde sona erer. O’nun ihsanı ise kesinlikle sona ermez.
 
Altıncısı: Allah’ın dışında, ihsanda bulunanların ihsanları umumî olmaz, belli bir topluluğa has olur. Ama Cenâb-ı Hakk’ın terbiyesi ve ihsanı herkese ulaşır. Nitekim Cenâb-ı Allah; “Benim rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır” buyurmuştur. (A’raf 156) 
Böylece O’nun, âlemlerin Rabbi olduğu ve bütün mahlûkata ihsanda bulunduğu ortaya çıkmış olur. İşte bu sebeble Cenâb-ı Hakk kendisi hakkında; “Bütün hamdler Alemlerin Rabbi (sahibi ve terbiye edicisi, malikî ve İhsan edip geliştiricisi) olan Allah’a aittir” buyurmuştur.
 
Sonra Cenâb-ı Hakk; Senden başka kullara da sâhibdir. Nitekim “Rabbinin ordularını ancak O (Allah) bilir.” buyurulmuştur. (Müddessir 32)
 
Halbuki senin O’ndan başka Rabbin yoktur. Hem sonra O, sanki senden başka hiçbir kulu yokmuş gibi seni terbiye eder (bakıp büyütür, besler) 
Sen ise, sanki O’ndan başka bir Rabbin varmış gibi O’na hizmet ediyorsun. Allah’ın bu terbiyesi, ne güzel bir terbiyedir.
 
Allah Teâlâ seni, gündüz, bir karşılık beklemeksizin belâlardan; gece, yine bir karşılık beklemeksizin her türlü korkudan muhafaza etmiyor mu?
Nöbetçiler her gece hükümdarı beklerler. Acaba onu zararlı böceklerin sokmalarına karşı, başına birçok belânın gelivermesine karşı koruyabilir mi? 
Hak Teâlâ’ya gelince O, onu, o gecenin başında çok çeşitli haramlara, yasaklara ve çirkin fiillere dalıverip gittikten sonra bile, her türlü musibet ve korkuya karşı koruyup bekliyor. 
Bu ne büyük ve ne güzel bir terbiye!”
 
Fahreddini Razi / Fatiha Tefsiri

İlgili Videolar: